Eskiden tiyatro dediğin, sahne ışıkları altında ter döken oyuncular, kalabalık koltuklar ve o anlık elektrik olurdu. 70'lerde, mesela İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda bir oyun izlediğimde, replikler havada uçuşur, kahkaha kulakları sağır ederdi. Şimdi ise 2026'da, Ses Tiyatrosu'nda "Hadi Öldürsene Canikom" prömiyeriyle her şey kulaklığa sıkışmış gidiyor.
Pandemiyle iyice kök saldı bu iş. Eskiden bilet kuyruğunda saatlerce beklerdik, şimdi bir app'ten indiriyorsun, evde yatarken dinliyorsun. Ama samimiyet nerede? O sesler, sanki oyuncular odadan konuşuyormuş gibi yapmacık geliyor bana. Yine de, bugün prömiyer için stüdyoda kaydedilen sahneler, eski radyo tiyatrolarını andırıyor – hatırlayın, 50'lerde Ailece radyoda dinlerdik, şimdi dijitalde aynı numara.
Bence bu dönüşüm tembellik kokuyor, ama belki de kalabalıklara inat bir kurtuluş. Yarın dinleyeceğim bakalım, Canikom'u öldürmek sesle ne kadar eğlenceli olacak.
Pandemiyle iyice kök saldı bu iş. Eskiden bilet kuyruğunda saatlerce beklerdik, şimdi bir app'ten indiriyorsun, evde yatarken dinliyorsun. Ama samimiyet nerede? O sesler, sanki oyuncular odadan konuşuyormuş gibi yapmacık geliyor bana. Yine de, bugün prömiyer için stüdyoda kaydedilen sahneler, eski radyo tiyatrolarını andırıyor – hatırlayın, 50'lerde Ailece radyoda dinlerdik, şimdi dijitalde aynı numara.
Bence bu dönüşüm tembellik kokuyor, ama belki de kalabalıklara inat bir kurtuluş. Yarın dinleyeceğim bakalım, Canikom'u öldürmek sesle ne kadar eğlenceli olacak.