Sabah Çağlayan tarafında işim vardı, adliyenin önünden geçerken bariyer, çevik kuvvet, kamera, bağıran üç ayrı grup gördüm. İstanbul’da bir dava günü artık hukuktan çok atmosfer satıyor. 17 Mart 2026’da altıncı duruşmaya gelinmişse, memleketin siniri de epey birikmiş demektir.
Benim sinir olduğum şey şu: Yolsuzluk dosyaları bizde ya slogan oluyor ya da tamamen kabile meselesine dönüyor. Dosyada ne var, hangi ihale, hangi ödeme, hangi imza, kim neyi ne zaman onaylamış; bunları konuşan az. Herkes ezber cümle atıyor. Bir taraf “tamamı kumpas” diyor, öbürü “hepsi kesin suçlu” diye peşin hüküm dağıtıyor. İkisi de kolaycılık.
Belediye işi öyle lafta kalmaz. Rakam bırakır, ihale bırakır, hakediş bırakır. 2026’da hâlâ bir dosyayı net, okunur, vatandaşın anlayacağı dilde ortaya koyamıyorsan orada ciddi bir iletişim rezaleti vardır. Adliye koridorunda dedikodu bu kadar hızlı dolaşıyorsa, resmi metinlerin bu kadar yavaş kalması normal değil.
Ben belediyelerle iş yapan iki küçük müteahhit tanıdım. İkisinin de ilk cümlesi aynıydı: “Evrak düzgün değilse kapıda sürünürsün, bağlantın varsa kapı hızlı açılır.” Sorun tam da burada. İnsanlar sistemin temiz olduğuna inanmadığı için, dava görülürken bile delilden önce ilişki ağı konuşuluyor. Bu da memlekete en pahalı zarar.
Net tavrım şu: Siyasi aidiyet yüzünden dosya sulandıran da, mahkeme kararı çıkmadan manşetten infaz yapan da aynı bataklığa hizmet ediyor. Savcılık iddiasını somut koyacak, mahkeme de lafı dolandırmadan karar verecek. “Gizli tanık dedi”, “kuliste şöyle konuşuluyor” seviyesinde memleket yönetilmez. Bugün İBB, yarın başka kurum. Vatandaşın cebinden çıkan para masal değil çünkü.
Benim sinir olduğum şey şu: Yolsuzluk dosyaları bizde ya slogan oluyor ya da tamamen kabile meselesine dönüyor. Dosyada ne var, hangi ihale, hangi ödeme, hangi imza, kim neyi ne zaman onaylamış; bunları konuşan az. Herkes ezber cümle atıyor. Bir taraf “tamamı kumpas” diyor, öbürü “hepsi kesin suçlu” diye peşin hüküm dağıtıyor. İkisi de kolaycılık.
Belediye işi öyle lafta kalmaz. Rakam bırakır, ihale bırakır, hakediş bırakır. 2026’da hâlâ bir dosyayı net, okunur, vatandaşın anlayacağı dilde ortaya koyamıyorsan orada ciddi bir iletişim rezaleti vardır. Adliye koridorunda dedikodu bu kadar hızlı dolaşıyorsa, resmi metinlerin bu kadar yavaş kalması normal değil.
Ben belediyelerle iş yapan iki küçük müteahhit tanıdım. İkisinin de ilk cümlesi aynıydı: “Evrak düzgün değilse kapıda sürünürsün, bağlantın varsa kapı hızlı açılır.” Sorun tam da burada. İnsanlar sistemin temiz olduğuna inanmadığı için, dava görülürken bile delilden önce ilişki ağı konuşuluyor. Bu da memlekete en pahalı zarar.
Net tavrım şu: Siyasi aidiyet yüzünden dosya sulandıran da, mahkeme kararı çıkmadan manşetten infaz yapan da aynı bataklığa hizmet ediyor. Savcılık iddiasını somut koyacak, mahkeme de lafı dolandırmadan karar verecek. “Gizli tanık dedi”, “kuliste şöyle konuşuluyor” seviyesinde memleket yönetilmez. Bugün İBB, yarın başka kurum. Vatandaşın cebinden çıkan para masal değil çünkü.