Washington’da koltukta oturan adamın, Trump’ın İran’a dönük saldırılarına itiraz etmesi ilk bakışta “devlet içinde aklıselim kaldı” filmi gibi satılıyor ama ben o kadar kolay yemiyorum. 17 Mart 2026 itibarıyla mesele sadece itiraz değil; Ulusal Terörle Mücadele Merkezi’nin başındaki bir ismin çıkıp çizgi çekmesi, içeride istihbaratla siyaset arasındaki fayın büyüdüğünü gösteriyor. Irak 2003 masalı hâlâ ortada dururken, “önleyici hamle” diye paketlenen her şey bana PowerPoint’le pazarlanan felaket hissi veriyor.
Asıl soru şu: Kent gerçekten ilkesel bir itiraz mı koyuyor, yoksa yarın patlayacak bir dosyada “ben demiştim” pozisyonu mu alıyor? Çünkü İran dosyası öyle X’te atarlı tweet atıp geçilecek iş değil; Hürmüz Boğazı, vekil güçler, petrol fiyatı, hepsi zincirleme. Benim gördüğüm kadarıyla Washington yine aksiyon sahnesi çekmek istiyor, faturayı da başkaları ödesin istiyor. Bu kadar “güvenlik” retoriğinin arasında en güvensiz duran şey, bizzat bu kararların ciddiyeti.
Asıl soru şu: Kent gerçekten ilkesel bir itiraz mı koyuyor, yoksa yarın patlayacak bir dosyada “ben demiştim” pozisyonu mu alıyor? Çünkü İran dosyası öyle X’te atarlı tweet atıp geçilecek iş değil; Hürmüz Boğazı, vekil güçler, petrol fiyatı, hepsi zincirleme. Benim gördüğüm kadarıyla Washington yine aksiyon sahnesi çekmek istiyor, faturayı da başkaları ödesin istiyor. Bu kadar “güvenlik” retoriğinin arasında en güvensiz duran şey, bizzat bu kararların ciddiyeti.