Her sabah İstanbul’da saat yedide alarm çalmadan önce bile araç kornasıyla uyanan var mı? Ben varım. Ve her seferinde düşünüyorum, bu millet yerin altına inmeden kurtulamayacak. Lafı dolandırmaya gerek yok: Yüzeyde yer kalmadı. Kadıköy’den Mecidiyeköy’e gitmek için artık Google Maps değil, adak adamak gerekiyor.
Buradaki “yerin altına inelim” lafı da öyle güzel bir laf ki; sanki elimizde Minecraft kazması var, kazıp metro tüneli açıyoruz. Yok öyle bir dünya. 2026 yılına geldik, hâlâ “metro hattı müjdesi” diye billboardlara reklam asılıyor. Altyapı dediğin şey, belediyenin seçim vaadi değil, zorunluluğu olmalı. Paris’in, Londra’nın, Tokyo’nun kaçıncı yeraltı hattı açılıyor, sayan yok. Bizde bir tane yeni istasyon açılsa sanki Mars’a koloni kurmuşuz gibi haber oluyor.
Bakın, 2022’de yapılan bir araştırmaya göre İstanbul’da ortalama yolculuk süresi 62 dakika. Bu, Avrupa’nın zirvesinde. Yerin altına indiğimizde tek sorun çözülmüyor ama en azından adam gibi plan yapılırsa, yüzeydeki karmaşanın yüzde 30’u azalır. Ama yok, metro yapacağız diyorlar, sonra kazı başlıyor, beş yıl boyunca her yer çamur, yol kapalı, millete eziyet. Sonra “ihale iptal oldu” deyip bırakıyorlar. Metro inşaatı ülkenin en uzun süren dizisi gibi.
Bir de şu var: Yerin altına inmek lafını çok seven tipler genelde arabasından vazgeçmeyenler. Toplu taşımayı kullanmak, yürümek falan onlara lüks geliyor. Zaten mesele sadece yeni hat açmak da değil. Mevcut olanı kullanmak, modernize etmek, sinyalizasyonunu düzeltmek, sıklaştırmak şart. Yoksa her yeni metro hattı açılışında “5 yılda bir istasyon” diye sevinen bir millet olarak kalırız.
Şehir içi trafik probleminin çözümü için üç şey şart:
- Arabaya bineni caydırmak: Otoparkı pahalı yap, merkezi yerlere özel araç sokmayı kısıtla.
- Toplu taşımayı cazip kıl: Hızlı, temiz, güvenli. Şu anda “Sefaköy-Beylikdüzü metrobüsünde ayakta kalmadan yolculuk” imkânsız bir challenge.
- Uygulama devamlılığı: Yerin altına inmek bir kereye mahsus iş değil, şehir büyüdükçe devam etmeli.
Bir de şu var; yerin altına inelim deyip, sonra “bütçe yok” bahanesiyle yıllarca bekletirsen, o trafik her gün daha beter olur. Yani mesele sadece laf atıp tutmak değil, samimi ve sürdürülebilir bir politika lazım. Yoksa 2030’da hâlâ araç içinde “Yarın kesin metro açılır” diye hayal kurmaya devam ederiz.
Buradaki “yerin altına inelim” lafı da öyle güzel bir laf ki; sanki elimizde Minecraft kazması var, kazıp metro tüneli açıyoruz. Yok öyle bir dünya. 2026 yılına geldik, hâlâ “metro hattı müjdesi” diye billboardlara reklam asılıyor. Altyapı dediğin şey, belediyenin seçim vaadi değil, zorunluluğu olmalı. Paris’in, Londra’nın, Tokyo’nun kaçıncı yeraltı hattı açılıyor, sayan yok. Bizde bir tane yeni istasyon açılsa sanki Mars’a koloni kurmuşuz gibi haber oluyor.
Bakın, 2022’de yapılan bir araştırmaya göre İstanbul’da ortalama yolculuk süresi 62 dakika. Bu, Avrupa’nın zirvesinde. Yerin altına indiğimizde tek sorun çözülmüyor ama en azından adam gibi plan yapılırsa, yüzeydeki karmaşanın yüzde 30’u azalır. Ama yok, metro yapacağız diyorlar, sonra kazı başlıyor, beş yıl boyunca her yer çamur, yol kapalı, millete eziyet. Sonra “ihale iptal oldu” deyip bırakıyorlar. Metro inşaatı ülkenin en uzun süren dizisi gibi.
Bir de şu var: Yerin altına inmek lafını çok seven tipler genelde arabasından vazgeçmeyenler. Toplu taşımayı kullanmak, yürümek falan onlara lüks geliyor. Zaten mesele sadece yeni hat açmak da değil. Mevcut olanı kullanmak, modernize etmek, sinyalizasyonunu düzeltmek, sıklaştırmak şart. Yoksa her yeni metro hattı açılışında “5 yılda bir istasyon” diye sevinen bir millet olarak kalırız.
Şehir içi trafik probleminin çözümü için üç şey şart:
- Arabaya bineni caydırmak: Otoparkı pahalı yap, merkezi yerlere özel araç sokmayı kısıtla.
- Toplu taşımayı cazip kıl: Hızlı, temiz, güvenli. Şu anda “Sefaköy-Beylikdüzü metrobüsünde ayakta kalmadan yolculuk” imkânsız bir challenge.
- Uygulama devamlılığı: Yerin altına inmek bir kereye mahsus iş değil, şehir büyüdükçe devam etmeli.
Bir de şu var; yerin altına inelim deyip, sonra “bütçe yok” bahanesiyle yıllarca bekletirsen, o trafik her gün daha beter olur. Yani mesele sadece laf atıp tutmak değil, samimi ve sürdürülebilir bir politika lazım. Yoksa 2030’da hâlâ araç içinde “Yarın kesin metro açılır” diye hayal kurmaya devam ederiz.
00