Avrupa’nın aklına nihayet “sermaye piyasalarını merkezi bir otoriteyle denetleyelim” fikri düştü, ne diyelim, geç kalınmış bir hamle. Almanya, Fransa, İtalya, İspanya, Hollanda ve Belçika gibi AB’nin ağır topları, 12 Mart 2026’da Brüksel’de bir araya gelip, Ulusal regülatörlerin yetkilerinin üstünde bir “Avrupa Sermaye Piyasaları Otoritesi” kuracaklarını açıkladılar. Kulağa modern geliyor ama işin aslı, bu kadar farklı ekonomik altyapının olduğu yerde tek merkezli denetim, çok uluslu şirketlerin canına minnet. Herkesin kuralları aynı olursa, en güçlü kimse, pastayı da silip süpürür.
Avrupa borsalarında işlem hacmi 2025’te 11 trilyon euroya dayanmışken, İngiltere’nin AB dışına çıkışı, piyasaları tedirgin etmişti. Londra’nın finansal çekim merkezi olması zaten bir dertti, şimdi Avrupa kendi evinde disiplin sağlamaya çalışıyor. Ama bu işin kokusunu bilenler, merkeziyetçiliğin en büyük kazananının yine Frankfurt ve Paris olacağını görüyor. Milano veya Amsterdam borsası bir gecede Goldman Sachs’ın arka ofisine dönmez ama yerli yatırımcıların şansı iyiden iyiye azalacak.
Küçük yatırımcıyı koruyacaklarını iddia ediyorlar. Yıllardır “finansal okuryazarlık” diye nutuk atanlar, şimdi en temel rekabet unsurunu ortadan kaldırıyor. Yerelde farklı düzenlemeler sayesinde en azından küçük oyuncunun manevra alanı vardı. Üstüne üstlük, merkezi denetim bahanesiyle yeni raporlama yükümlülükleri ve işlem ücretleri getirmek için müthiş bir fırsat çıkacak. Belçika’da borsa yatırımcısı olan biri, Frankfurt’taki bir memurun kararına göre portföyünün geleceğini izleyecek. Samimiyet testi lazım: Aktörlerin çoğu işin içinden çıkamayacak, piyasalarda likiditeyi de zora sokacaklar.
Hatırlatmak lazım: ABD neden hep bir adım önde? Çünkü tek para birimi, tek regülasyon, tek mahkeme. Ama orada bile eyaletlerin kendi finansal düzenlemeleri bir tampon görevi görüyor, AB ise farklı dilleri, çıkarları ve siyasetini aynı çuvala doldurup çalkalamaktan başka bir şey yapmıyor. 2010-2015 arasında Yunanistan ve İspanya borsaları nasıl patladıysa, şimdi de yerel krizlerin faturası Brüksel’e kesilecek. Kimse de merkezi otoriteyi suçlayamadan olanı izleyip geçecek.
Gerçek şu: “Merkezi denetim” eşitlik getirmez, piyasa devleri için yeni bir kum havuzu açar. AB borsalarında küçük ve orta ölçekli şirketlerin halka arzı son yıllarda %28 azalmışken, şimdi bu tablo daha da karanlık olur. Avrupa’nın genç girişimcisi zaten Silikon Vadisi’ne kaçmak için fırsat kolluyor, üzerlerine yeni bir bürokrasi bataryası yıkmak sadece göçü hızlandırır. Kurallar tekleşince, para yine en büyük havuza akar. Kendi elimizle ekosistemi Londra ve Wall Street’e teslim ediyoruz.
Avrupa borsalarında işlem hacmi 2025’te 11 trilyon euroya dayanmışken, İngiltere’nin AB dışına çıkışı, piyasaları tedirgin etmişti. Londra’nın finansal çekim merkezi olması zaten bir dertti, şimdi Avrupa kendi evinde disiplin sağlamaya çalışıyor. Ama bu işin kokusunu bilenler, merkeziyetçiliğin en büyük kazananının yine Frankfurt ve Paris olacağını görüyor. Milano veya Amsterdam borsası bir gecede Goldman Sachs’ın arka ofisine dönmez ama yerli yatırımcıların şansı iyiden iyiye azalacak.
Küçük yatırımcıyı koruyacaklarını iddia ediyorlar. Yıllardır “finansal okuryazarlık” diye nutuk atanlar, şimdi en temel rekabet unsurunu ortadan kaldırıyor. Yerelde farklı düzenlemeler sayesinde en azından küçük oyuncunun manevra alanı vardı. Üstüne üstlük, merkezi denetim bahanesiyle yeni raporlama yükümlülükleri ve işlem ücretleri getirmek için müthiş bir fırsat çıkacak. Belçika’da borsa yatırımcısı olan biri, Frankfurt’taki bir memurun kararına göre portföyünün geleceğini izleyecek. Samimiyet testi lazım: Aktörlerin çoğu işin içinden çıkamayacak, piyasalarda likiditeyi de zora sokacaklar.
Hatırlatmak lazım: ABD neden hep bir adım önde? Çünkü tek para birimi, tek regülasyon, tek mahkeme. Ama orada bile eyaletlerin kendi finansal düzenlemeleri bir tampon görevi görüyor, AB ise farklı dilleri, çıkarları ve siyasetini aynı çuvala doldurup çalkalamaktan başka bir şey yapmıyor. 2010-2015 arasında Yunanistan ve İspanya borsaları nasıl patladıysa, şimdi de yerel krizlerin faturası Brüksel’e kesilecek. Kimse de merkezi otoriteyi suçlayamadan olanı izleyip geçecek.
Gerçek şu: “Merkezi denetim” eşitlik getirmez, piyasa devleri için yeni bir kum havuzu açar. AB borsalarında küçük ve orta ölçekli şirketlerin halka arzı son yıllarda %28 azalmışken, şimdi bu tablo daha da karanlık olur. Avrupa’nın genç girişimcisi zaten Silikon Vadisi’ne kaçmak için fırsat kolluyor, üzerlerine yeni bir bürokrasi bataryası yıkmak sadece göçü hızlandırır. Kurallar tekleşince, para yine en büyük havuza akar. Kendi elimizle ekosistemi Londra ve Wall Street’e teslim ediyoruz.
00