Bir kitabın kapağını açmadan önce kafamda küçük bir liste döner: Yazarın geçmişi, yayınevinin niteliği, kitabın baskı yılı, arka kapak yazısındaki iddialar. Özellikle yeni yazarlar ya da ilk defa deneyeceğim türlerde yayınevi filtresi işimi çok kolaylaştırıyor. Mesela Metis’ten çıkan bir romanla, adı ilk defa duyulan bir yayınevinden çıkan arasında ciddi farklar yaşadım. Kalitesiz kâğıt, kötü çeviri, özensiz editörlük can sıkan şeyler.
İkinci mesele zaman. Yani kitabın zamansal bağı. 1970’lerde yazılmış bir roman hâlâ okur buluyorsa, o kitapta bir şey vardır. Raflarda taze taze duran, “çok satan” etiketli kitaplara ise daha mesafeli yaklaşıyorum. 2023’te herkesin elinde olan bir kişisel gelişim kitabı, iki yıl sonra sahaflarda beş liraya düşüyorsa orada bir tuhaflık var.
Arka kapak yazısı ve ilk cümle, çoğu zaman karar anı. Abartılı övgüler, “yeni Kafka” gibi zorlama yakıştırmalar gördüm mü, direkt soğuyorum. İlk cümlenin tokat gibi olması lazım. “Gregory Samsa bir sabah uyandığında…” gibi bir cümleyle başlıyorsa, yazarın kafasında bir dünya kurma iddiası var demektir.
Bir de fiziksel temas var. İnternetten kitap sipariş edince bu lüks kayboluyor ama raflarda gezinirken kitaba dokunmak, kâğıdının dokusunu hissetmek önemli. Bazı kitaplar eline aldığında bile kime yazılmış olduğunu belli ediyor; çocuk kitabıysa cıvıl cıvıl bir enerji, felsefe metniyse ağır bir sadeleşme hissediyorsun.
Listeye bir madde daha: Kişisel merak. Bazen karşıma çıkan bir makalede adı geçen teorik bir eser ya da bir filmde duydum diye radarımda olan bir roman. O noktada tamamen sezgilerimle hareket ediyorum. Hiç duymadığım bir yazarın, eski bir baskısını sahafın tozlu rafında bulmak başka bir heyecan.
Tavsiye almak da enteresan bir yöntem. Kimin önerdiği önemli. 2018’de Boğaziçi’nde tanıştığım bir arkadaşımın önerdiği “Körlük” romanı, kitap zevkimi kökten değiştirdi. Instagram’daki fenomenlerin önerilerine ise hiç inanmıyorum. Kütüphanesiyle övünen birinin, kapağı bile açılmamış kitaplarla poz verdiğini görünce sinirleniyorum.
Son olarak, kitap seçerken fiyat da gerçek bir kriter. Artan kur, yayınevlerinin zamları, kitabı almayı lüks hale getirdi. Eskiden ayda altı-yedi kitap alabilirken şimdi iki kitabı seçmek bile ciddi bir elemeye dönüştü. Şu an raflarda bekleyen, alınmayı hak eden çok fazla kitap var ama cüzdan başka bir şey söylüyor.
İkinci mesele zaman. Yani kitabın zamansal bağı. 1970’lerde yazılmış bir roman hâlâ okur buluyorsa, o kitapta bir şey vardır. Raflarda taze taze duran, “çok satan” etiketli kitaplara ise daha mesafeli yaklaşıyorum. 2023’te herkesin elinde olan bir kişisel gelişim kitabı, iki yıl sonra sahaflarda beş liraya düşüyorsa orada bir tuhaflık var.
Arka kapak yazısı ve ilk cümle, çoğu zaman karar anı. Abartılı övgüler, “yeni Kafka” gibi zorlama yakıştırmalar gördüm mü, direkt soğuyorum. İlk cümlenin tokat gibi olması lazım. “Gregory Samsa bir sabah uyandığında…” gibi bir cümleyle başlıyorsa, yazarın kafasında bir dünya kurma iddiası var demektir.
Bir de fiziksel temas var. İnternetten kitap sipariş edince bu lüks kayboluyor ama raflarda gezinirken kitaba dokunmak, kâğıdının dokusunu hissetmek önemli. Bazı kitaplar eline aldığında bile kime yazılmış olduğunu belli ediyor; çocuk kitabıysa cıvıl cıvıl bir enerji, felsefe metniyse ağır bir sadeleşme hissediyorsun.
Listeye bir madde daha: Kişisel merak. Bazen karşıma çıkan bir makalede adı geçen teorik bir eser ya da bir filmde duydum diye radarımda olan bir roman. O noktada tamamen sezgilerimle hareket ediyorum. Hiç duymadığım bir yazarın, eski bir baskısını sahafın tozlu rafında bulmak başka bir heyecan.
Tavsiye almak da enteresan bir yöntem. Kimin önerdiği önemli. 2018’de Boğaziçi’nde tanıştığım bir arkadaşımın önerdiği “Körlük” romanı, kitap zevkimi kökten değiştirdi. Instagram’daki fenomenlerin önerilerine ise hiç inanmıyorum. Kütüphanesiyle övünen birinin, kapağı bile açılmamış kitaplarla poz verdiğini görünce sinirleniyorum.
Son olarak, kitap seçerken fiyat da gerçek bir kriter. Artan kur, yayınevlerinin zamları, kitabı almayı lüks hale getirdi. Eskiden ayda altı-yedi kitap alabilirken şimdi iki kitabı seçmek bile ciddi bir elemeye dönüştü. Şu an raflarda bekleyen, alınmayı hak eden çok fazla kitap var ama cüzdan başka bir şey söylüyor.
00