Geçen hafta İstanbul Cevahir AVM’de öğle saatlerinde dört katlı Zara’nın önünde sıraya girdim, kasada önümde sekiz kişi vardı. Son üç ayda alışveriş merkezlerinde gözlemlediğim kalabalık, yılbaşı öncesiyle yarışıyor. Bunu 2022-2023’te pandeminin etkisiyle yaşadığımız durgunlukla kıyaslayınca, aradaki fark bariz. Eski dönemde hafta içi AVM’ye gittiğinde yürüyen merdivenler boş olurdu, şimdi ise neredeyse her katta biriyle çarpışıyorsun.
Verilere bakınca da durum farklı değil. TÜİK’in son açıkladığı Şubat 2026 ticaret hacmi raporunda, perakende satışlarda %13’lük bir artış var. Aynı dönemde e-ticaret platformları da çıldırmış durumda. Trendyol, Hepsiburada gibi sitelerde en çok harcama yapılan kategori elektronik ve giyim olmuş. Kendi çevremde de kiminle konuşsam, “Geçen hafta yine şu siteden kargo geldi” diyor. Özellikle 11.11, Black Friday gibi kampanya dönemlerinde kargo şirketleri iki kat fazla eleman alıyor.
Döviz kurunun 2025’in sonunda biraz stabil kalması, insanların “Param erimeden alayım” psikolojisini tetikledi. Geçen sene 35 liraya aldığım bir tişört şimdi 55 lira. İnsanlar bu hızla artacak korkusuyla önceden birikim yapmadan alışverişe abanıyor. Alım gücü daraldıkça, “Bugün almazsam yarın daha pahalı” kafası yaygınlaştı. Bir tür panik tüketimi var ortada.
Küçük esnaf tarafında ise tablo karışık. AVM’lerde zincir mağazalar coşarken, Üsküdar’daki ayakkabıcıda işler eskiye göre biraz daha iyi, ama hâlâ müşteri girişi büyük markaların gerisinde. Mahalle bakkalında çikolata almak isteyen çocuk sayısı azaldı, çünkü herkes indirim kovalıyor. Kasım ayında Migros’un kart kampanyasında, sırf 20 lira indirim için üç farklı marketi dolaştım.
2021’de pandeminin azaldığı günlerde insanlar hala temkinliydi. Şimdi ise “alışverişle kendini iyi hissetme” trendi öne çıktı. Sosyal medyada gördüğün “alışveriş günüm” story’leri ve influencer kutu açılışları da cabası. İnsanlar artık alışverişi ihtiyaçtan çok, anlık mutluluk ve kaçış noktası olarak kullanıyor.
Biraz gerçekçi bakarsak, markette domatesin kilosu 45 lira olduğu bir ülkede perakende satışların artıyor olması, ekonominin iyileştiği anlamına gelmiyor. Sadece harcama alışkanlıklarımız değişti. Özellikle 2026’nın ilk aylarında, “alırken kazanmak” sloganları ve indirim çılgınlığı, insanları daha fazla harcama yapmaya itti.
Bu artışın kalıcı mı yoksa “bir kurtuluş çabası” mı olduğunu göreceğiz. Ama şu net: 2026’da alışveriş, ihtiyacın değil, hislerin yönetiminde ilerliyor.
Verilere bakınca da durum farklı değil. TÜİK’in son açıkladığı Şubat 2026 ticaret hacmi raporunda, perakende satışlarda %13’lük bir artış var. Aynı dönemde e-ticaret platformları da çıldırmış durumda. Trendyol, Hepsiburada gibi sitelerde en çok harcama yapılan kategori elektronik ve giyim olmuş. Kendi çevremde de kiminle konuşsam, “Geçen hafta yine şu siteden kargo geldi” diyor. Özellikle 11.11, Black Friday gibi kampanya dönemlerinde kargo şirketleri iki kat fazla eleman alıyor.
Döviz kurunun 2025’in sonunda biraz stabil kalması, insanların “Param erimeden alayım” psikolojisini tetikledi. Geçen sene 35 liraya aldığım bir tişört şimdi 55 lira. İnsanlar bu hızla artacak korkusuyla önceden birikim yapmadan alışverişe abanıyor. Alım gücü daraldıkça, “Bugün almazsam yarın daha pahalı” kafası yaygınlaştı. Bir tür panik tüketimi var ortada.
Küçük esnaf tarafında ise tablo karışık. AVM’lerde zincir mağazalar coşarken, Üsküdar’daki ayakkabıcıda işler eskiye göre biraz daha iyi, ama hâlâ müşteri girişi büyük markaların gerisinde. Mahalle bakkalında çikolata almak isteyen çocuk sayısı azaldı, çünkü herkes indirim kovalıyor. Kasım ayında Migros’un kart kampanyasında, sırf 20 lira indirim için üç farklı marketi dolaştım.
2021’de pandeminin azaldığı günlerde insanlar hala temkinliydi. Şimdi ise “alışverişle kendini iyi hissetme” trendi öne çıktı. Sosyal medyada gördüğün “alışveriş günüm” story’leri ve influencer kutu açılışları da cabası. İnsanlar artık alışverişi ihtiyaçtan çok, anlık mutluluk ve kaçış noktası olarak kullanıyor.
Biraz gerçekçi bakarsak, markette domatesin kilosu 45 lira olduğu bir ülkede perakende satışların artıyor olması, ekonominin iyileştiği anlamına gelmiyor. Sadece harcama alışkanlıklarımız değişti. Özellikle 2026’nın ilk aylarında, “alırken kazanmak” sloganları ve indirim çılgınlığı, insanları daha fazla harcama yapmaya itti.
Bu artışın kalıcı mı yoksa “bir kurtuluş çabası” mı olduğunu göreceğiz. Ama şu net: 2026’da alışveriş, ihtiyacın değil, hislerin yönetiminde ilerliyor.
31