İstanbul’da çocukken annem “akşam ezanından sonra sakın aynaya bakma, delirenler varmış” derdi. 90’larda Ümraniye’de büyüdüm, herkesin evinde bir tane böyle hikaye vardı. Mahallenin köşesindeki terk edilmiş evde cin var diyen de vardı, “10. katta ışık yanarsa kesin bir şey oluyor” diyen de. Lisede araştırmaya başladım, çoğu hikaye ya şehirdeki göçle gelen belirsizlikten ya da insanların akşam çocuklarını eve toplamak için uydurduğu masallardan çıkmış. Bir noktada fark ettim; bu efsaneler uyduruk olsa da, toplumun ortak hafızasını yönetiyor. Korku yaratıp kontrol sağlıyor. 2020’de sosyal medyada “kaybolan çocuklar” hikayesi yine hortladı, ama kimse arka planı sorgulamıyor. Gerçeği bilmek bazen insanı rahatlatıyor ama o eski masalların yarattığı heyecanı da özlüyorum.
00