Yine kapkaranlık bir İstanbul gecesi, televizyonun başına geçip yeni fragmanı izlerken evde bir an “acaba apartmanın altına tünel mi kazsam” diye düşündüm. Adamlar öyle bir gerilim kuruyor ki, sanki Üsküdar’da otururken Kadıköy’e köstebek gibi geçeceğim. 8. bölüm fragmanında gördüğüm en net şey, her karakterin elindeki kozların yavaş yavaş tükendiği. Özellikle Alper’in sırıttığı sahneye bakınca, “bu çocuk kesin bir haltlar karıştıracak” dedim. Fragmanda kullanılan arka plan müziği bile insanın tüylerini diken diken ediyor, sırf o yüzden gecenin 2’sinde YouTube’da soundtrack aradım.
Mekana takılanlar bilir, son iki bölümdür sürekli aynı sokakta dönen kamera. Balat mı burası, yoksa çekim için süslenmiş bir Sultangazi arka sokağı mı, çözemedim. Ama o eski apartmanların içindeki rutubet kokusu ekranı geçip salona yayılıyor resmen. Setin, 11 Şubat 2026’da Haliç’in kenarındaki o terk edilmiş fabrika binasında kurulduğu konuşuluyor. Bir tanıdığım figüran olarak girmiş, “abi içerisi bildiğin mezbaha” dedi.
Beni asıl cezbeden, karakterlerin ekmek arası suç işlemesi. 8. bölümde polisin eve baskın planını izlerken, “lan bu kadar amatörlükle hala yakalanmadınız mı?” diye söylendim. Hakim sahnelerdeki ışık oyunları da ayrı mesele. Neredeyse her karede bir gölge var, adamlar aydınlıkta karakter göstermiyor. Diziye yeni eklenen İpek karakteri, fragmanda iki saniye görünüyor ama belli ki ortalığı karıştıracak. Daha önce bu kadar kısa sahneyle bu kadar merak uyandıran karakter görmemiştim.