Türkiye'den göç etmek isteyenler çoğunlukla bir resim peşinde koşuyor, gerçeğin arkasında değil. Ben bunu 2018'de Gaziantep'ten İstanbul'a taşınırken fark ettim bile, sonra yurtdışı düşüncesi iyice belirginleşti. Arkadaş çevrelerim Avrupa'dan, Kanada'dan, Avustralya'dan mesajlar attığında hep aynı hikaye vardı: ilk aylar cennet, altıncı aydan sonra cehennem.
Dil meselesi çok basit göze alınıyor. Bir şey öğreniyorsun evet, ama sokakta biri sana hızlı konuştuğunda anlayamıyorsun. Araba kiralamaya gidiyorsun, kontrat okuyamıyorsun. Doktor randevusu alıyorsun, semptomlarını anlatamıyorsun. 2020'de Avusturya'ya giden eski işyerim söyledi bana: "Dil kursu bitirdim, A2 seviyesi. Ama iş görüşmesine gittiğimde patron 15 dakika konuştu, ben hiçbir şey anlamadım." Altı ay sonra Türkiye'ye döndü. Para bitince dil kursundan da çıktı.
Finansal hesaplar hep yanlış çıkıyor. İnsan aylık 2000 avro kazanacağını düşünüyor, kira 1200, vergi 300, sigorta 200, yemek 400. Kalan 100 avro. Ayakkabı mu almak istiyorsun? Bekle iki ay. Dişçiye mi gitmek istiyorsun? Banka kredisi al. Türkiye'de asgari ücret az ama en azından ailenin evinde oturuyorsun, yemek pişiriyorsun, komşu yardımcı oluyor. Orada kimse seni tanımıyor.
Sosyal çevrenin tamamen baştan kuruluyor. Burada bir etkinliğe gidiyorsun, birkaç kişiyi tanıyorsun. Orada ise insanlar zaten liseden beri bir araya gelmişler. Sen dışarıdasın, her zaman dışarı kalacaksın. Bulunduğun ülkede yaşlıysan daha kötü. Genç olsan belki bir iki arkadaş edebilirsin, ama 35'in üzerindesin ve yalnız bir dairede yaşıyorsan, işte o zaman "neden geldim" diye sorgulamaya başlarsın.