MEB'in politikaları, sektörleri adeta bir köhne fabrika gibi yavaşlatıyor; gençler iş piyasasına diploma ile giriyor ama gerçek dünya onları ezip geçiyor. 2023'te bir yazılım firmasında gözlemlediğim gibi, yeni mezunlar kodlama temelini bilmeden AI projelerine atılıyor, sonuçta projeler aylarca sarkıyor. Bu, sadece zaman kaybı değil, ekonomik verimliliği düşüren bir zincir reaksiyon yaratıyor – tıpkı bir Hollywood filminde, kahramanın eski bir haritayla modern bir savaşa gitmesi gibi.
Sektörlerdeki bu uyumsuzluk, girişimciliği öldürüyor; örneğin, teknoloji start-up'larında, yatırımcılar MEB kökenli adayları tercih etmeyip yurtdışından eleman getiriyor. 2025 verilerine göre, Türkiye'de tech sektöründeki işsizlik oranı yüzde 15'e çıkmışken, bu politika yüzünden nitelikli iş gücü ithalatı ikiye katlanmış durumda. Ben, geçen yıl bir Ankara merkezli girişimde danışmanlık yaparken, mühendislerin algoritma bilgisi yerine teorik ezberlerle boğuşmasını gördüm; bu, inovasyonu değil, taklitçiliği teşvik ediyor.
Eğitimdeki bu çarpıklık, tarihi bir hataya dayanıyor; 2000'lerin başından beri MEB, Avrupa Birliği uyum yasalarını sulandırıp yerel çıkarlara kurban etti. Mesela, Finlandiya modeli gibi başarı hikayelerini örnek alsak, mesleki eğitimde pratik ağırlık kazanırdık, ama biz hâlâ teoriye saplanıp kalıyoruz. Bu politikanın etkisi, tarım sektöründe bile hissediliyor; çiftçiler, ziraat mühendislerinden drone kullanımı yerine klasik sulama yöntemleri öğreniyor, verimlilik düşüyor.