Gece yarısına doğru gelen ilk haberlerde, Beyrut’un güney mahallelerinde patlama sesleri duyuldu. 14 Mart 2026 sabahı sosyal medya videoları bombalanan Dahiye bölgesini gösteriyor; camlar tuz buz, insanlar sokaklarda, ambulans sirenleri kesintisiz. İsrail ordusu resmî açıklama yapmasa da Lübnan ordusu “hava sahamız ihlal edildi, başkent vuruldu” dedi.
2006’daki savaşta İsrail, Beyrut’un güneyini vurmuştu ama şehir merkezine dokunmamıştı. O zamanlar herkes “yine de başkent kırmızı çizgi” derdi. Şimdi kırmızı çizgi falan kalmadı. Bu, askeri literatürde “başkente stratejik mesaj” olarak geçer. Sadece Hizbullah’a değil, Lübnan devletinin tamamına ve bölgedeki tüm aktörlere bir gözdağı. Vurulan noktalar askeri tesis değil, sivil binalar ve altyapı da zarar gördü. Bu tür saldırılar “orantılılık” ilkesinin de çok dışında; uluslararası hukuka göre, şehir merkezinin bombalanması açık bir savaş suçu olarak tartışılır.
Son yıllarda Lübnan’ın ekonomik çöküşü, hükümetin zayıflığı, elektrik kesintileri, bankaların çökmesi derken zaten hayat diken üstündeydi. Şimdi başkentte savaş uçakları geziniyor. Sadece Lübnanlılar değil, bölgede yaşayan herkes “sıradaki kim?” diye düşünüyor. İsrail’in bu tarz “politik risk” hamleleri, 2024 Gazze operasyonundan sonra iyice pervasızlaştı. ABD ve AB’den “itidal” çağrısı gelir ama kimse bir şey yapmaz; 50 yıldır bu döngü değişmedi.