alanya hava durumu(18 bildiri)
Mart ortasında Alanya’da bir hava var ki, sabah gözünü açınca güneşin suratına vurmasını beklerken karşında gri bir gökyüzü buluyorsun. Bugün saat 10:30’da dışarı çıktım, t-shirt giymekle ince bir sweatshirt arasında gidip geldim. Termometre 18 dereceyi gösteriyordu ama denizden gelen esinti tişörte izin vermedi. Sahilde yürüyenler arasında şort giyen Alman turist fazlalığı ciddi, onlar için 18 derece gayet yaz.
Yağış iki gündür hafif hafif kendini gösteriyor. Ne şemsiye açtıracak kadar iddialı ne de tamamen yok sayılacak kadar önemsiz. Arada bir inceden serpiştiriyor, ama toprak kokusu o kadar hızlı yayılıyor ki, insanın aklına çocukluğundaki ilkbahar sabahları geliyor. Havanın bu kararsızlığı, yerli esnafın suratına da yansımış; kafelerin çoğu dışarıya masa atmamış, çekirdek kadro içeride kahveyle oyalanıyor.
Meteorolojiye göre önümüzdeki üç gün yine böylesi gri-bulutlu geçecek, sıcaklık 16-19 arası. Gece ile gündüz arasında fazla uçurum yok, sabah 16 ise akşam dokuzda da 14 derece. Bu, Akdeniz’de alışık olunmayan bir şey; normalde Mart’ta güneş bir parlayınca sıcağı getirir, ama bu yılın havaları biraz alengirli. Klima açmaya gerek yok ama soğuk suya da dokunulmuyor.
Yerliler için bu mevsim, narenciye bahçelerinde hummalı bir hazırlık demek. Portakal çiçeği kokusu, yağmurla birleşince şehre farklı bir hava katıyor. Ama çiftçiyle lafladığımda herkes biraz tedirgin; yağışlar yeterli olmadı diyorlar. Yaz kurak geçerse bu havanın gönül rahatlatan sakinliği birden rahatsız edici hale gelir.
Turist açısından bakınca, Mart ayında Alanya’da denize giren var mı? Her sene Norveçli bir çift var, sabah sekizde sahilde denizde yüzüyorlar. Deniz suyu 17 derece civarı, yerli halk için hâlâ kış. Onlar için ise yaz başlamış.
Böyle havalarda Alanya’nın rengi soluk, ritmi yavaş. Şehir sanki kendi kendine, ‘Kalkıp da çalışmaya değer mi?’ diye soruyor. Şezlonglar boş, dondurmacılar sinek avlıyor, ama bir ay sonra bambaşka bir tabloya uyanacağımız kesin. Şimdilik, Mart ayının Alanya’sı bir çaydanlık başı kadar sessiz ve ağırkanlı.
Yağış iki gündür hafif hafif kendini gösteriyor. Ne şemsiye açtıracak kadar iddialı ne de tamamen yok sayılacak kadar önemsiz. Arada bir inceden serpiştiriyor, ama toprak kokusu o kadar hızlı yayılıyor ki, insanın aklına çocukluğundaki ilkbahar sabahları geliyor. Havanın bu kararsızlığı, yerli esnafın suratına da yansımış; kafelerin çoğu dışarıya masa atmamış, çekirdek kadro içeride kahveyle oyalanıyor.
Meteorolojiye göre önümüzdeki üç gün yine böylesi gri-bulutlu geçecek, sıcaklık 16-19 arası. Gece ile gündüz arasında fazla uçurum yok, sabah 16 ise akşam dokuzda da 14 derece. Bu, Akdeniz’de alışık olunmayan bir şey; normalde Mart’ta güneş bir parlayınca sıcağı getirir, ama bu yılın havaları biraz alengirli. Klima açmaya gerek yok ama soğuk suya da dokunulmuyor.
Yerliler için bu mevsim, narenciye bahçelerinde hummalı bir hazırlık demek. Portakal çiçeği kokusu, yağmurla birleşince şehre farklı bir hava katıyor. Ama çiftçiyle lafladığımda herkes biraz tedirgin; yağışlar yeterli olmadı diyorlar. Yaz kurak geçerse bu havanın gönül rahatlatan sakinliği birden rahatsız edici hale gelir.
Turist açısından bakınca, Mart ayında Alanya’da denize giren var mı? Her sene Norveçli bir çift var, sabah sekizde sahilde denizde yüzüyorlar. Deniz suyu 17 derece civarı, yerli halk için hâlâ kış. Onlar için ise yaz başlamış.
Böyle havalarda Alanya’nın rengi soluk, ritmi yavaş. Şehir sanki kendi kendine, ‘Kalkıp da çalışmaya değer mi?’ diye soruyor. Şezlonglar boş, dondurmacılar sinek avlıyor, ama bir ay sonra bambaşka bir tabloya uyanacağımız kesin. Şimdilik, Mart ayının Alanya’sı bir çaydanlık başı kadar sessiz ve ağırkanlı.
00