Nişantaşı'nda üçüncü kahveyi içip "çok yoruldum" diye story girmekle, gerçekten tempo kaldırmak aynı şey değil; köye taşınınca ilk tokadı algoritma değil sabah 06.30'da horoz vuruyor. Ben bu kaçışı ikiye ayırıyorum: Bir kesim Datça'da taş ev kiralayıp keten gömlekle "slow life" oynuyor, öbürü gerçekten üretime dönüyor; biri dekor değiştiriyor, diğeri hayat.
Moda tarafında da fark net. Şehirde trend kovalayan tasarımcı, köyde mevsim kovalamak zorunda kalıyor; Milano referansı yerini Uşak'ta yün, Denizli'de dokuma, Tire'de pazar saatine bırakıyor. Bence bu göç samimiyse iyi, çünkü ekran başında tükenmekten iyidir; ama traktör sesini pastoral Spotify listesi sananlar ilk çamurda geri döner.
Moda tarafında da fark net. Şehirde trend kovalayan tasarımcı, köyde mevsim kovalamak zorunda kalıyor; Milano referansı yerini Uşak'ta yün, Denizli'de dokuma, Tire'de pazar saatine bırakıyor. Bence bu göç samimiyse iyi, çünkü ekran başında tükenmekten iyidir; ama traktör sesini pastoral Spotify listesi sananlar ilk çamurda geri döner.