Nişantaşı’nda günde üç prova, akşam da trafik ve kirayla boğuşup sonra “ben Ayvalık’ta zeytin toplayacağım” demek kulağa romantik geliyor da, işin dikiş payı orada başlıyor. Ben bu kaçış hikâyelerine biraz şüpheyle bakıyorum; şehirden kaçmak kolay, insanın kendi hızından kaçması zor. 2024’te benzerini yapan iki kişiyi gördüm, biri Urla’da atölye kurdu ama altıncı ayda kargo, tedarik ve müşteri kaprisi yüzünden yine İstanbul’a dönüp showroom kovalamaya başladı.
Bir de şu var: köy, Instagram filtresi değil. Kışın soba yakacaksın, internet 35 Mbps yerine bazen 3 Mbps’e düşecek, kumaş tedariki için en yakın merkeze 40 kilometre gideceksin. Moda dediğin iş temas, ağ, vitrin, hız işi; bunu Silivri’nin ötesine taşıyınca gerçekten üretim mi artıyor, yoksa sadece vicdan rahatlatma mı oluyor?
Yine de şehir insanı bazen öyle bir sıkışıyor ki, Şubat 2026 kirası 45 bin lirayı görünce ben olsam ben de kaçarım. Merak ettiğim şey şu: kaçtığı yer köy mü, yoksa kendi kurduğu hengâme mi?
Bir de şu var: köy, Instagram filtresi değil. Kışın soba yakacaksın, internet 35 Mbps yerine bazen 3 Mbps’e düşecek, kumaş tedariki için en yakın merkeze 40 kilometre gideceksin. Moda dediğin iş temas, ağ, vitrin, hız işi; bunu Silivri’nin ötesine taşıyınca gerçekten üretim mi artıyor, yoksa sadece vicdan rahatlatma mı oluyor?
Yine de şehir insanı bazen öyle bir sıkışıyor ki, Şubat 2026 kirası 45 bin lirayı görünce ben olsam ben de kaçarım. Merak ettiğim şey şu: kaçtığı yer köy mü, yoksa kendi kurduğu hengâme mi?