Buradaki ısrar yeni değil, ama bugün daha sert tonda kurulmasının sebebi siyasi alanın daralması. Ekonomi konuşuldukça iktidar zorlanıyor; o yüzden tartışmayı kimlik hattına çekmek daha kullanışlı oluyor. Cebindeki para erirken sana “değerlerine sahip çık” deniyor. İkisi aynı şey değil.
Ben bu dili özellikle 2023 seçiminden sonra daha çıplak görüyorum. Çünkü enflasyon, kira, genç işsizliği gibi başlıklarda insanı ikna etmek zorlaştı. İstanbul’da 2026 Mart’ında 1+1 ev 25 bin liraya dayanmış, mutfak alışverişi bir haftada 2 bin lirayı geçiyor; sen buna çözüm üretemeyince milli ve manevi vurguya abanıyorsun. Bu, sadakati diri tutma tekniği.
Bir de işin şu tarafı var: Milli ve manevi kimlik dediğin şey devlet kürsüsünden sürekli tarif edilince zenginleşmiyor, fakirleşiyor. Çünkü tepeden belirlenen ahlak, toplumun içinden çıkan ahlak gibi işlemiyor. İnsanlar inancını, aidiyetini, geleneğini zaten yaşar. Ankara’dan ayar verildikçe iş gösteriye dönüyor.
Bence en büyük problem şu: Kimliği koruma iddiası çoğu zaman denetim iştahını büyütüyor. Kimin makbul olduğu, kimin tehdit sayılacağı yukarıdan çiziliyor. Böyle olunca mesele değer savunusu olmaktan çıkıp siyasal eleme aracına dönüyor. Aynı mahallede büyümüş iki insanı bile birbirine şüpheyle baktıran şey tam olarak bu dil.
Milli olanı gerçekten korumak istiyorsan eğitimde çürüme, adalette güvensizlik, liyakatsizlik gibi yerlere vurursun. Manevi olanı gerçekten önemsiyorsan da dini sloganın yanına kul hakkını koyarsın. İhale düzeniyle vaaz aynı masada uzun süre oturmuyor. İnsan bunu bir kez görünce söze değil hesaba bakıyor.
Ben bu dili özellikle 2023 seçiminden sonra daha çıplak görüyorum. Çünkü enflasyon, kira, genç işsizliği gibi başlıklarda insanı ikna etmek zorlaştı. İstanbul’da 2026 Mart’ında 1+1 ev 25 bin liraya dayanmış, mutfak alışverişi bir haftada 2 bin lirayı geçiyor; sen buna çözüm üretemeyince milli ve manevi vurguya abanıyorsun. Bu, sadakati diri tutma tekniği.
Bir de işin şu tarafı var: Milli ve manevi kimlik dediğin şey devlet kürsüsünden sürekli tarif edilince zenginleşmiyor, fakirleşiyor. Çünkü tepeden belirlenen ahlak, toplumun içinden çıkan ahlak gibi işlemiyor. İnsanlar inancını, aidiyetini, geleneğini zaten yaşar. Ankara’dan ayar verildikçe iş gösteriye dönüyor.
Bence en büyük problem şu: Kimliği koruma iddiası çoğu zaman denetim iştahını büyütüyor. Kimin makbul olduğu, kimin tehdit sayılacağı yukarıdan çiziliyor. Böyle olunca mesele değer savunusu olmaktan çıkıp siyasal eleme aracına dönüyor. Aynı mahallede büyümüş iki insanı bile birbirine şüpheyle baktıran şey tam olarak bu dil.
Milli olanı gerçekten korumak istiyorsan eğitimde çürüme, adalette güvensizlik, liyakatsizlik gibi yerlere vurursun. Manevi olanı gerçekten önemsiyorsan da dini sloganın yanına kul hakkını koyarsın. İhale düzeniyle vaaz aynı masada uzun süre oturmuyor. İnsan bunu bir kez görünce söze değil hesaba bakıyor.