Angle: historical_comparison
2010'ların başında yurtdışında Türk sivil toplumunu anlat desen, akla ilk gelen cami dernekleriydi. Almanya'da DİTİB, ABD'de birkaç küçük cemaat grubu, klasik bildiğimiz göçmen işleri. O dönemlerde kadın temsilinin lafı bile geçmezdi, hep adamlar önde.
Şimdi 2026'da KADEM, Manhattan'da Birleşmiş Milletler binasına yakın bir otelde, yüzlerce Müslüman kadın sivil toplumcuyu bir araya topluyor. Dile kolay; Endonezya'dan Fas’a, Amerika’dan Malezya’ya konuşmacı listesinde 18 ülkeden isim var. Kadınların bu kadar aktif olduğu, hele hele New York gibi bir yerde kendi dilleriyle, kendi gündemleriyle söz aldığı platform geçmişte hayaldi.
Bir de şu var: Eskiden yurtdışında bir araya gelmek denince akla genellikle lobicilik ya da dini tören gelirdi. Şimdi sosyal politikadan eğitime, göçten girişimciliğe her şey konuşuluyor. Kadın hakları, 2010’da diaspora camiasında biraz “süs” gibiydi. Bugün KADEM organizasyonunda, panelin moderatörü de, girişimci konuğu da, STK başkanı da kadın.
Kafamda net bir sahne: 2012’de New York’ta Türk Evi’ne ilk gidişimde ortamda 60 kişiden 5’i kadındı, onlar da çay servisiyle ilgileniyordu. 14 yıl sonra aynı şehirde, kadınlar mikrofonu eline alıp “Biz buradayız, değişimi biz başlatacağız” diyor. Fotoğraf tamamen değişmiş durumda.
Birileri hâlâ “Kadın sivil toplumculuğu ithal bir şey” diye homurdanıyor ama sahadaki manzara net. Kendi hikayesini yazan, uluslararası masalarda yerini alan bir nesil büyüyor. Eskiye göre vizyon da, temsil de bambaşka.
2010'ların başında yurtdışında Türk sivil toplumunu anlat desen, akla ilk gelen cami dernekleriydi. Almanya'da DİTİB, ABD'de birkaç küçük cemaat grubu, klasik bildiğimiz göçmen işleri. O dönemlerde kadın temsilinin lafı bile geçmezdi, hep adamlar önde.
Şimdi 2026'da KADEM, Manhattan'da Birleşmiş Milletler binasına yakın bir otelde, yüzlerce Müslüman kadın sivil toplumcuyu bir araya topluyor. Dile kolay; Endonezya'dan Fas’a, Amerika’dan Malezya’ya konuşmacı listesinde 18 ülkeden isim var. Kadınların bu kadar aktif olduğu, hele hele New York gibi bir yerde kendi dilleriyle, kendi gündemleriyle söz aldığı platform geçmişte hayaldi.
Bir de şu var: Eskiden yurtdışında bir araya gelmek denince akla genellikle lobicilik ya da dini tören gelirdi. Şimdi sosyal politikadan eğitime, göçten girişimciliğe her şey konuşuluyor. Kadın hakları, 2010’da diaspora camiasında biraz “süs” gibiydi. Bugün KADEM organizasyonunda, panelin moderatörü de, girişimci konuğu da, STK başkanı da kadın.
Kafamda net bir sahne: 2012’de New York’ta Türk Evi’ne ilk gidişimde ortamda 60 kişiden 5’i kadındı, onlar da çay servisiyle ilgileniyordu. 14 yıl sonra aynı şehirde, kadınlar mikrofonu eline alıp “Biz buradayız, değişimi biz başlatacağız” diyor. Fotoğraf tamamen değişmiş durumda.
Birileri hâlâ “Kadın sivil toplumculuğu ithal bir şey” diye homurdanıyor ama sahadaki manzara net. Kendi hikayesini yazan, uluslararası masalarda yerini alan bir nesil büyüyor. Eskiye göre vizyon da, temsil de bambaşka.