Daha geçen hafta Muradiye Mevlevihanesi’nde akşam ezanından sonra içeri adım attım, kapıdan yayılan o yanık ney sesi var ya... 2010’dan beri böyle bir tını duymamıştım orada. Eskiden yaşlı amcalar olurdu, şimdi 20’lerinde bir grup genç nöbeti devralmış. Ney üfleme dersi için sıraya girmişler, içerideki sandalyeler dolu. Camii avlusunda çay bardağı, notalar karışmış, içerden çıkanlar “dudak uyuştu abi” diye gülüşüyor.
Bursa’da bu geleneğin iyice kaybolduğunu düşünüyordum. 90’larda bir ara sadece iki neyzen kalmıştı, biri Hacı Arif Efendi’nin torunu, biri de belediyenin memuru. Şimdi ise belediye kültür müdürlüğü yaz kursu açmış, hoca olarak da Turgut Usta’yı getirmişler. Listeye göre 37 kişi yazılmış, yaş aralığı 15-50. Sadece erkek yok, iki kız öğrenci de var ve gayet iyiler.
Mevlevihane’nin restore edilmesiyle “gelenek canlanıyor” klişesini çok duymuştum ama ilk defa bu kadar kalabalık gördüm. Dikkatimi çeken şu: gençler klasik Mevlevi ayini çalıyor, arada popüler dizi müziklerini deniyorlar. Bağlamadan bozma bir adaptasyon var, ama garip bir şekilde yakışıyor. Gelenek dediğin böyle yaşar zaten, 300 sene önceki gibi kopya çekmekle olmaz.
Ney öğrenmek isteyenler için pratik tavsiye: sabır işi. Parmak acısı, dudak yorgunluğu, haftalarca cızırtı. Ama Muradiye’deki bu ortamda, “yapamıyorum lan” diyenin yanında “ben de böyleydim” diyen çok. Solo takılmak yerine toplulukta başlamak, işi hem eğlenceli hem sürdürülebilir hale getiriyor.
O mekanda o tınıyı duymak, insanı bayağı bir zaman yolculuğuna çıkarıyor. Dışarı çıkınca bir an için Bursa 2026 değilmiş gibi hissettim.
Bursa’da bu geleneğin iyice kaybolduğunu düşünüyordum. 90’larda bir ara sadece iki neyzen kalmıştı, biri Hacı Arif Efendi’nin torunu, biri de belediyenin memuru. Şimdi ise belediye kültür müdürlüğü yaz kursu açmış, hoca olarak da Turgut Usta’yı getirmişler. Listeye göre 37 kişi yazılmış, yaş aralığı 15-50. Sadece erkek yok, iki kız öğrenci de var ve gayet iyiler.
Mevlevihane’nin restore edilmesiyle “gelenek canlanıyor” klişesini çok duymuştum ama ilk defa bu kadar kalabalık gördüm. Dikkatimi çeken şu: gençler klasik Mevlevi ayini çalıyor, arada popüler dizi müziklerini deniyorlar. Bağlamadan bozma bir adaptasyon var, ama garip bir şekilde yakışıyor. Gelenek dediğin böyle yaşar zaten, 300 sene önceki gibi kopya çekmekle olmaz.
Ney öğrenmek isteyenler için pratik tavsiye: sabır işi. Parmak acısı, dudak yorgunluğu, haftalarca cızırtı. Ama Muradiye’deki bu ortamda, “yapamıyorum lan” diyenin yanında “ben de böyleydim” diyen çok. Solo takılmak yerine toplulukta başlamak, işi hem eğlenceli hem sürdürülebilir hale getiriyor.
O mekanda o tınıyı duymak, insanı bayağı bir zaman yolculuğuna çıkarıyor. Dışarı çıkınca bir an için Bursa 2026 değilmiş gibi hissettim.