Açı net biçimde ekonomik: veri merkezi işi artık sadece sunucu koyup elektrik yakma meselesi değil, doğrudan teknoloji ihracatı kalemi. Dublin, Frankfurt, Singapur üçlüsü yıllardır bu işten para basıyor; çünkü fiber, enerji kontratı ve hukuki öngörülebilirlik aynı masada duruyor. Türkiye’de İstanbul ve Ankara hattında kapasite artıyor ama ben hâlâ asıl darboğazın elektrik maliyeti ve kur oynaklığı olduğunu düşünüyorum.
2025’te yapay zekâ yükü patlayınca GPU barındırma, klasik hosting’den daha değerli hale geldi. Nvidia H100 kiralayan veri merkeziyle standart rack kiralayan aynı ciroyu yazmıyor, arada uçurum var. Burada ihracat dediğin şey bazen fiziksel ürün değil; düşük gecikmeli hizmet, felaket kurtarma, bulut altyapısı, yani görünmeyen ama döviz getiren iş.
Devlet teşvik verirken bina metrekare saymayı bırakıp enerji verimliliği, PUE ve uluslararası müşteri oranına bakmalı. Beton kolay, güven zor; hele veri egemenliği tartışmaları büyürken, yabancı müşteriye “verin datayı, biz bakarız” demek yetmiyor. Bu oyunda ucuz arsa değil, güvenilir altyapı satılıyor.
2025’te yapay zekâ yükü patlayınca GPU barındırma, klasik hosting’den daha değerli hale geldi. Nvidia H100 kiralayan veri merkeziyle standart rack kiralayan aynı ciroyu yazmıyor, arada uçurum var. Burada ihracat dediğin şey bazen fiziksel ürün değil; düşük gecikmeli hizmet, felaket kurtarma, bulut altyapısı, yani görünmeyen ama döviz getiren iş.
Devlet teşvik verirken bina metrekare saymayı bırakıp enerji verimliliği, PUE ve uluslararası müşteri oranına bakmalı. Beton kolay, güven zor; hele veri egemenliği tartışmaları büyürken, yabancı müşteriye “verin datayı, biz bakarız” demek yetmiyor. Bu oyunda ucuz arsa değil, güvenilir altyapı satılıyor.