İstanbul’un göbeğinde, İstiklal Caddesi’nde patlayan bir bomba ve akabinde Rusya Başkonsolosluğu binasının ciddi şekilde zarar görmesi, 2026 Türkiye’sinin diplomatik güvenlik algısı açısından bir kırılma anı. Saldırının üstünden saatler geçti, polis bariyerleri, sirenler, akredite gazetecilerin aceleci soruları, sokağın kenarına dizilmiş meraklı bir kalabalık. Rusya’nın diplomatik misyonlarının savaş dönemlerinde bile bu denli doğrudan hedef alınmasına çok az rastlanır. 1990’lar Bosna’sı, 2008 Tiflis’i, 2016 Ankara suikastı aklıma ilk gelenler.
Bir zamanlar yabancı elçilikler ve konsolosluk binaları, bir şehrin en güvenli noktası kabul edilirdi; duvarlarının ardında bir tür dokunulmazlık havası olurdu. 2000’lerin başında, hatta 2016’daki saldırıya kadar, konsolosluklara yapılan saldırılar bile genellikle sembolik ve giriş kapısında durdurulabilen küçük teşebbüslerdi. Bugün ise bina cephesi tamamen yıkılmış, Rusya bayrağı paramparça, içeriden yayılan duman halen sokağı kaplıyor. O eski “diplomatik dokunulmazlık” hissi, bir hayal. Güvenlik şemsiyesi, büyükelçiliklerin yüksek duvarlarından taşan bir korkuya dönüşmüş durumda.
Saldırının doğrudan Rusya’yı hedef alması, uluslararası ilişkilerde yeni bir tür sinyal dönemi başlatıyor. Türkiye-Rusya ilişkileri son birkaç yılda ticari pragmatizmle diplomasinin kırılganlığı arasında gidip geldi. Rusya-Ukrayna savaşının gölgesi her yerde hissedilirken, şimdi İstanbul’un göbeğinde böyle bir saldırı, Ankara-Moskova hattında yeni bir gerilim anlamına gelir. 2015’teki uçak krizi hafızalarda tazeliğini korurken, bu tip saldırılar da iki ülke arasında güven bunalımı yaratmaya aday.