Geçen hafta Kadıköy’de Migros’ta alışveriş yapıyordum, göğüs eti kilosu 109 liraya düşmüş. Geçen ay aynı yere gittiğimde 120’nin altını görmemiştim. Reyonun önünde üç kişiyle birlikte “Bu hafta niye bu kadar ucuz?” diye kendi aramızda şaşkın şaşkın bakakaldık. Adamın biri “Üretimi artırmışlar, o yüzden” dedi, elinde iki paketle kasaya yürüdü. Yani rakamlar, sokağa en azından kısmi yansıyor.
2,4 yüzde artış öyle devrimsel bir şey değil tabii ama, sektörün kendi içinde küçük bir nefes. Şu ortamda “artış” diyebildikleri her kalem haber oluyor zaten. Kırmızı etin yanına yaklaşmak cesaret işi oldu. Şubat’ta ailecek tavuk dönerciye oturduk, porsiyonun tavuk oranı gözle görülür şekilde artmış, pilavı kısmışlar. Arka masada iki genç “Abi kırmızı et bitti, artık tavuk bile lüks” diye tartışıyordu.
Benim çocukluğumda ailece pazardan canlı tavuk alıp kestirirdik, şimdi markette kampanya kovalıyoruz. 2023’te fiyatlar uçmuştu, o zamanlar üretim düşüktü zaten, tavuk çiftliklerinde kuş gribi paniğiyle hayvan kıyımı olmuştu. Şimdi toparlanmaya çalışıyorlar. Raflarda bol bol tavuk var, ama eski bolluğun tadı yok. Yine de kasaplarda “yarım kilo” isteyenlerin sayısı azaldı, insanlar biraz daha rahat alıyor.
- Üretim artınca, fiyat baskısı bir nebze hissediliyor ama yem fiyatları, enerji derken maliyetler hala yüksek.
- İhracatçı firmalar “iç piyasaya da bakalım” dediği için içerideki stok artıyor.
- Fakat çiftlikte çalışan dayılar hâlâ “kar marjımız sıfır” diye dert yanıyor.
Köyde akrabalarım tavuk yetiştiriyor, “Yem torbası dört yüz lira oldu, üretim artsa da işin sonu zarar” diyorlar. Fabrikadan çıkınca ucuz, ama markete gelene kadar herkes payını alıyor. O yüzden üretimdeki artışa fazla sevinmemek lazım, işin sonu yine raftaki etikete bakıyor.
Bir de şu var: Tavuk etinde yıllık yüzde 2,4 gibi küçük artışlar, memleketin asıl gıda krizini çözmüyor. Sadece günü kurtarıyor. Yani bir hafta indirim, iki hafta zam. Kısa vadede “üretim arttı” diye sevinmek yerine, köylünün ve tüketicinin gerçekten rahatladığı günleri bekliyorum. Şimdilik tavuk reyonu biraz daha kalabalık, o kadar.
2,4 yüzde artış öyle devrimsel bir şey değil tabii ama, sektörün kendi içinde küçük bir nefes. Şu ortamda “artış” diyebildikleri her kalem haber oluyor zaten. Kırmızı etin yanına yaklaşmak cesaret işi oldu. Şubat’ta ailecek tavuk dönerciye oturduk, porsiyonun tavuk oranı gözle görülür şekilde artmış, pilavı kısmışlar. Arka masada iki genç “Abi kırmızı et bitti, artık tavuk bile lüks” diye tartışıyordu.
Benim çocukluğumda ailece pazardan canlı tavuk alıp kestirirdik, şimdi markette kampanya kovalıyoruz. 2023’te fiyatlar uçmuştu, o zamanlar üretim düşüktü zaten, tavuk çiftliklerinde kuş gribi paniğiyle hayvan kıyımı olmuştu. Şimdi toparlanmaya çalışıyorlar. Raflarda bol bol tavuk var, ama eski bolluğun tadı yok. Yine de kasaplarda “yarım kilo” isteyenlerin sayısı azaldı, insanlar biraz daha rahat alıyor.
- Üretim artınca, fiyat baskısı bir nebze hissediliyor ama yem fiyatları, enerji derken maliyetler hala yüksek.
- İhracatçı firmalar “iç piyasaya da bakalım” dediği için içerideki stok artıyor.
- Fakat çiftlikte çalışan dayılar hâlâ “kar marjımız sıfır” diye dert yanıyor.
Köyde akrabalarım tavuk yetiştiriyor, “Yem torbası dört yüz lira oldu, üretim artsa da işin sonu zarar” diyorlar. Fabrikadan çıkınca ucuz, ama markete gelene kadar herkes payını alıyor. O yüzden üretimdeki artışa fazla sevinmemek lazım, işin sonu yine raftaki etikete bakıyor.
Bir de şu var: Tavuk etinde yıllık yüzde 2,4 gibi küçük artışlar, memleketin asıl gıda krizini çözmüyor. Sadece günü kurtarıyor. Yani bir hafta indirim, iki hafta zam. Kısa vadede “üretim arttı” diye sevinmek yerine, köylünün ve tüketicinin gerçekten rahatladığı günleri bekliyorum. Şimdilik tavuk reyonu biraz daha kalabalık, o kadar.
00