Geçen yıl Ankara’da bir kafede otururken, yan masada iki eski diplomatın konuşmasına kulak misafiri olmuştum. Biri, “Eskiden telefonla iş çözmek marifet sayılmazdı, şimdi herkesin gözü kulağı telefonda,” diyordu. O gün anlamamıştım, bugün ise işin şakası olmadığını görüyorum.
Fidan’ın yoğun telefon trafiği sadece bir “haber” değil, dış politikada kartların anlık değiştiği bir dönemin göstergesi. Geçen hafta İsrail-Filistin arasında yaşanan gerilimin sıcak saatlerinde, Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından alınan bilgiyle, Fidan’ın üç ülkeyle arka arkaya telefon görüşmesi yaptığı duyuruldu. Ülkeler Mısır, ABD ve İran. Yarım saat arayla üç farklı ülkenin dışişleri bakanıyla konuşmak, düpedüz diplomasi değil, yangın söndürmek gibi.
Bunu kafada oturup “Ne var bunda, herkes konuşur,” diye küçümsemek kolay. Ama işin aslı öyle değil. Çok değil, 2014 yılında Suriye’de rehin alınan konsolosluk personelinin kurtarılması sırasında günlerce süren diplomasi trafiğini hatırlıyorum. O zamandan bu yana, diplomasinin büyük bir kısmı telefonda dönüyor. Yüz yüze toplantıların yerini, WhatsApp grupları, şifreli Telegram kanalları ve tabii ki şu meşhur “telefon diplomasisi” aldı.
Bir de şu var: Herkesin bildiği ama kimsenin açıkça konuşmadığı bir gerçek, telefon diplomasisinin satır araları. Mesela, görüşme yapılırken bir ülkeye “sizinle aynı saftayız” mesajı verilirken, beş dakika sonra başka bir ülkeye “Sizi de anlıyoruz” deniyor. Denge oyunu, hele ki Suriye ve Gazze gibi patlamaya hazır dosyalarda, ip cambazlığı gibi.
Diplomasinin eski usul “karşılıklı ziyaret, çay içme” devri bitti. Şimdi işler şöyle yürüyor:
- Bir kriz patlak veriyor, örneğin İran’la.
- Anında karşı tarafın dışişleriyle iletişim kuruluyor.
- Medyaya “telefon diplomasisi” diye haber düşüyor.
- Arkasından, kameralar önüne çıkan bakanlar “görüşmeler sürüyor” diyor.
Ama kimsenin bilmediği noktalar kapalı kapılar ardında kalıyor.
Bu işin “Türkiye çok aktif, ne güzel” kısmı var elbet, ama şöyle bir risk de var: Anında iletişim, anında yanlış anlamaya da zemin hazırlar. Yanlış bir kelimenin, yanlış anlaşılmış bir mesajın bedeli büyük olabiliyor. Geçen sene Alman dışişleri bakanının bir cümlesi nedeniyle aylarca süren gerginlik çıktı, sırf telefonda yanlış ifade kullandığı için.
O yüzden, Fidan’ın diplomasisinde hız mı önemli, yoksa temkin mi, bence en kritik soru bu. Herkes her an birbirine ulaşabiliyor, ama asıl mesele hâlâ doğru cümleyi, doğru anda kurmakta. Bir diplomat tanıdığım “Telefonun ucunda bir ülkenin itibarı var” derdi, hâlâ geçerli.
Fidan’ın yoğun telefon trafiği sadece bir “haber” değil, dış politikada kartların anlık değiştiği bir dönemin göstergesi. Geçen hafta İsrail-Filistin arasında yaşanan gerilimin sıcak saatlerinde, Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından alınan bilgiyle, Fidan’ın üç ülkeyle arka arkaya telefon görüşmesi yaptığı duyuruldu. Ülkeler Mısır, ABD ve İran. Yarım saat arayla üç farklı ülkenin dışişleri bakanıyla konuşmak, düpedüz diplomasi değil, yangın söndürmek gibi.
Bunu kafada oturup “Ne var bunda, herkes konuşur,” diye küçümsemek kolay. Ama işin aslı öyle değil. Çok değil, 2014 yılında Suriye’de rehin alınan konsolosluk personelinin kurtarılması sırasında günlerce süren diplomasi trafiğini hatırlıyorum. O zamandan bu yana, diplomasinin büyük bir kısmı telefonda dönüyor. Yüz yüze toplantıların yerini, WhatsApp grupları, şifreli Telegram kanalları ve tabii ki şu meşhur “telefon diplomasisi” aldı.
Bir de şu var: Herkesin bildiği ama kimsenin açıkça konuşmadığı bir gerçek, telefon diplomasisinin satır araları. Mesela, görüşme yapılırken bir ülkeye “sizinle aynı saftayız” mesajı verilirken, beş dakika sonra başka bir ülkeye “Sizi de anlıyoruz” deniyor. Denge oyunu, hele ki Suriye ve Gazze gibi patlamaya hazır dosyalarda, ip cambazlığı gibi.
Diplomasinin eski usul “karşılıklı ziyaret, çay içme” devri bitti. Şimdi işler şöyle yürüyor:
- Bir kriz patlak veriyor, örneğin İran’la.
- Anında karşı tarafın dışişleriyle iletişim kuruluyor.
- Medyaya “telefon diplomasisi” diye haber düşüyor.
- Arkasından, kameralar önüne çıkan bakanlar “görüşmeler sürüyor” diyor.
Ama kimsenin bilmediği noktalar kapalı kapılar ardında kalıyor.
Bu işin “Türkiye çok aktif, ne güzel” kısmı var elbet, ama şöyle bir risk de var: Anında iletişim, anında yanlış anlamaya da zemin hazırlar. Yanlış bir kelimenin, yanlış anlaşılmış bir mesajın bedeli büyük olabiliyor. Geçen sene Alman dışişleri bakanının bir cümlesi nedeniyle aylarca süren gerginlik çıktı, sırf telefonda yanlış ifade kullandığı için.
O yüzden, Fidan’ın diplomasisinde hız mı önemli, yoksa temkin mi, bence en kritik soru bu. Herkes her an birbirine ulaşabiliyor, ama asıl mesele hâlâ doğru cümleyi, doğru anda kurmakta. Bir diplomat tanıdığım “Telefonun ucunda bir ülkenin itibarı var” derdi, hâlâ geçerli.
00