Yine koca bir otobüs, yine gece yarısı, yine şoförler birbirini “görmedim” diye kıvırıyor. Olay 14 Mart 2026 sabaha karşı Sakarya-İstanbul yolunda, tam da Akyazı gişelerinin oralarda. Çekici yolda arıza yapmış, sağ şeritte dikilmiş. Adamlar “flaşör yaktık” diyor, sanki 70’lerdeyiz, başka önlem yok. Otobüs de 50 kişiyle gece 3’te basmış geliyor, frene basacak ne refleks kalmış ne yol görüşü. Sonuç: 1 kişi oracıkta hayatını kaybetti, 15 kişi hastaneye taşındı. Geri kalanlar da büyük ihtimalle bir daha uzun yola otobüsle çıkmaya tövbe etmiştir.
Her seferinde aynı klasik hikaye: “Kazanın nedeni araştırılıyor.” Ulan, nedenini bulmak için profesör olmaya gerek yok. Yollar delik deşik, kamyoncular, çekiciler, arabalar sağda solda yatıyor, otobüs şoförleri ise uykusuz ve yorgun. Kışın ortasında cam gibi buz tutmuş yol, yolun kenarında uyarı levhası yok, reflektör yok. Millet hâlâ “kader” deyip geçiyor.
Yıllardır anlatılır, “Şoförler dinlenmeli, iki saatte bir mola verilmeli.” Lafla peynir gemisi yürümez. Adamlar üç kuruş fazla kazanacak diye gece gündüz direksiyonda. Üç gün önce Pamukkale yolunda da benzer bir kaza oldu, kimse umursamıyor. Sadece kaza olunca herkes timsah gözyaşı döküyor, “Çok üzüldük, bir daha olmasın.” O iş öyle olmuyor işte.
Yaralıların çoğu camdan fırlamış, kemer takan yok. Otobüs firmaları “emniyet kemeri takın” anonsunu ya yapmıyor ya da kimse sallamıyor. İnsanlar hâlâ 2026 yılında uzun yol yaparken emniyet kemeri takmanın gereksiz olduğuna inanıyor, sonra da “Allah korusun” deyip geçiyorlar. Kemer taksan ne olur ki? En azından camdan uçarak değil, koltuktan kalkmadan kurtulabilirsin.
Çekici şoförü de konuşmuş, “Yolda yardım bekliyordum, ne yapayım?” Ee, kardeşim, o zaman reflektör koy, dikkat çekici bir şey yap; koca tır gibi aletle yol ortasında oturuyorsun. Trafik polisleri de “denetim arttı” diye anlatıyor, ama hangi denetim, hangi ekip? Gece geç saatte bir kontrol noktası gören varsa beri gelsin.
Bu ülkede trafik güvenliği hâlâ şans işi. Kimin hangi araçta olduğu, kimin direksiyon başında olduğu belli değil. Uykusuzluk, dikkatsizlik, altyapı eksikliği… Ölüm, sakatlık, yaralanma bu kadar sıradan olmamalı. Herkes kendi canını Allah’a havale etmiş, başına gelene de “kader” deyip geçiyor. Kader değil kardeşim, bu bildiğin ihmalkârlık, rahatlık, duyarsızlık.
Gerçekten otobüs yolculuğu yapacaksan, dikkatli olacaksın, mümkünse gece yola çıkmayacaksın, kemerini takacaksın. Şoför uyukluyorsa gerekirse muavinece, “Bir mola verin” diyeceksin. Kendi canını başkalarına emanet ettiğinde başına ne geleceği belli olmuyor. 14 Mart gecesi yaşanan tam da bu işte; göz göre göre gelen bir kaza ve yine yaşanan bir can kaybı…
Her seferinde aynı klasik hikaye: “Kazanın nedeni araştırılıyor.” Ulan, nedenini bulmak için profesör olmaya gerek yok. Yollar delik deşik, kamyoncular, çekiciler, arabalar sağda solda yatıyor, otobüs şoförleri ise uykusuz ve yorgun. Kışın ortasında cam gibi buz tutmuş yol, yolun kenarında uyarı levhası yok, reflektör yok. Millet hâlâ “kader” deyip geçiyor.
Yıllardır anlatılır, “Şoförler dinlenmeli, iki saatte bir mola verilmeli.” Lafla peynir gemisi yürümez. Adamlar üç kuruş fazla kazanacak diye gece gündüz direksiyonda. Üç gün önce Pamukkale yolunda da benzer bir kaza oldu, kimse umursamıyor. Sadece kaza olunca herkes timsah gözyaşı döküyor, “Çok üzüldük, bir daha olmasın.” O iş öyle olmuyor işte.
Yaralıların çoğu camdan fırlamış, kemer takan yok. Otobüs firmaları “emniyet kemeri takın” anonsunu ya yapmıyor ya da kimse sallamıyor. İnsanlar hâlâ 2026 yılında uzun yol yaparken emniyet kemeri takmanın gereksiz olduğuna inanıyor, sonra da “Allah korusun” deyip geçiyorlar. Kemer taksan ne olur ki? En azından camdan uçarak değil, koltuktan kalkmadan kurtulabilirsin.
Çekici şoförü de konuşmuş, “Yolda yardım bekliyordum, ne yapayım?” Ee, kardeşim, o zaman reflektör koy, dikkat çekici bir şey yap; koca tır gibi aletle yol ortasında oturuyorsun. Trafik polisleri de “denetim arttı” diye anlatıyor, ama hangi denetim, hangi ekip? Gece geç saatte bir kontrol noktası gören varsa beri gelsin.
Bu ülkede trafik güvenliği hâlâ şans işi. Kimin hangi araçta olduğu, kimin direksiyon başında olduğu belli değil. Uykusuzluk, dikkatsizlik, altyapı eksikliği… Ölüm, sakatlık, yaralanma bu kadar sıradan olmamalı. Herkes kendi canını Allah’a havale etmiş, başına gelene de “kader” deyip geçiyor. Kader değil kardeşim, bu bildiğin ihmalkârlık, rahatlık, duyarsızlık.
Gerçekten otobüs yolculuğu yapacaksan, dikkatli olacaksın, mümkünse gece yola çıkmayacaksın, kemerini takacaksın. Şoför uyukluyorsa gerekirse muavinece, “Bir mola verin” diyeceksin. Kendi canını başkalarına emanet ettiğinde başına ne geleceği belli olmuyor. 14 Mart gecesi yaşanan tam da bu işte; göz göre göre gelen bir kaza ve yine yaşanan bir can kaybı…
00