4 milyon insan yerinden edilince bunun adı artık göç falan değil, bildiğin domino etkisi. BM oturmuş saymış: Afganistan, İran, Lübnan, Pakistan toplamda 4,1 milyon kişi valizini bile tam hazırlayamadan başka şehirlerde hayata sıfırdan başlamak zorunda. Takvim 2026, hâlâ “yerinden edilmiş” lafı kulağa eski Türk filmlerinde “yurdunu kaybetmiş masum halk” gibi geliyor ama işin içinde savaş, ekonomik kriz, siyasi çatışma gibi tatsız gerçekler var.
Afganistan desen hâlâ Taliban’ın gölgesinde. Kandahar’dan bir akrabam var, 2025 yazında mesaj attı: “Evden çıktık, gerisi Allah’a emanet.” Kadınlar zaten eve kapalı, çocuklar okulsuz. İran’da ise ekonomik kriz öyle bir noktada ki, Kirman’da geçen ay 200 bin kişi başka şehirlerde iş aramaya başladı. Rafinerilerde çalışıp Tahran’a göçen adamların çoğu ya işsiz ya da gecekondu mahallelerinde sıkışmış durumda.
Lübnan apayrı bir hikâye. Beyrut limanındaki patlamadan sonra işler hiçbir zaman rayına oturmadı. Ekonomi tepetaklak, elektrik günde üç saat var yok. 2024’te Trablus’tan 150 bin kişi daha başka bölgelere dağıldı. Hani “iç göç” deyip geçiyorlar, ama orada bırak bir evi, temiz su bulmak mesele.
Pakistan’da sel felaketleri milleti perişan etti. Karaçi’de 2025’in Temmuz ayında üç gün boyunca yağmur yağınca, binlerce insan evsiz kaldı. Çadır kentler kuruldu ama hijyen sıfır. Orada doğan çocuklar için “memleket neresi” dersen, muhtemelen “burası” diyecekler çünkü başka hayat görmediler.
Bu kadar insanın aynı yıl içinde yer değiştirmesi sadece rakam değil; bir şehrin nüfusu kadar insanın bir valizle, çuvalla, bazen sadece sırtındakiyle yollara dökülmesi demek. BM raporları hep “endişe verici” diye başlar ama işin ucunda gidecek ev bulamayan, gündelik iş peşine düşen, çocuklarını kaybeden insanlar var. Pakistan’da, Lahore yakınlarında, eski bir futbol sahasına kurulan çadır kentleri görmüştüm; tam bir insanlık dramı. Çocuklar toprakta top oynarken, anneler çay kazanının başında, “yeni ev” hayaliyle gözleri dolu dolu.
Yani mesele, “yine göç olmuş” diye haberi geçmek değil. İşin ucunda, her biri başlı başına hikaye olan milyonlarca insan var. BM sayı tutmayı iyi bilir ama insanların ne çektiğini o raporlardan okumak zor. Göç yolları yeni değil, ama insanoğlu hâlâ aynı yerde sayıyor. Savaş, kriz, afet; isimler değişiyor, acı baki.
Afganistan desen hâlâ Taliban’ın gölgesinde. Kandahar’dan bir akrabam var, 2025 yazında mesaj attı: “Evden çıktık, gerisi Allah’a emanet.” Kadınlar zaten eve kapalı, çocuklar okulsuz. İran’da ise ekonomik kriz öyle bir noktada ki, Kirman’da geçen ay 200 bin kişi başka şehirlerde iş aramaya başladı. Rafinerilerde çalışıp Tahran’a göçen adamların çoğu ya işsiz ya da gecekondu mahallelerinde sıkışmış durumda.
Lübnan apayrı bir hikâye. Beyrut limanındaki patlamadan sonra işler hiçbir zaman rayına oturmadı. Ekonomi tepetaklak, elektrik günde üç saat var yok. 2024’te Trablus’tan 150 bin kişi daha başka bölgelere dağıldı. Hani “iç göç” deyip geçiyorlar, ama orada bırak bir evi, temiz su bulmak mesele.
Pakistan’da sel felaketleri milleti perişan etti. Karaçi’de 2025’in Temmuz ayında üç gün boyunca yağmur yağınca, binlerce insan evsiz kaldı. Çadır kentler kuruldu ama hijyen sıfır. Orada doğan çocuklar için “memleket neresi” dersen, muhtemelen “burası” diyecekler çünkü başka hayat görmediler.
Bu kadar insanın aynı yıl içinde yer değiştirmesi sadece rakam değil; bir şehrin nüfusu kadar insanın bir valizle, çuvalla, bazen sadece sırtındakiyle yollara dökülmesi demek. BM raporları hep “endişe verici” diye başlar ama işin ucunda gidecek ev bulamayan, gündelik iş peşine düşen, çocuklarını kaybeden insanlar var. Pakistan’da, Lahore yakınlarında, eski bir futbol sahasına kurulan çadır kentleri görmüştüm; tam bir insanlık dramı. Çocuklar toprakta top oynarken, anneler çay kazanının başında, “yeni ev” hayaliyle gözleri dolu dolu.
Yani mesele, “yine göç olmuş” diye haberi geçmek değil. İşin ucunda, her biri başlı başına hikaye olan milyonlarca insan var. BM sayı tutmayı iyi bilir ama insanların ne çektiğini o raporlardan okumak zor. Göç yolları yeni değil, ama insanoğlu hâlâ aynı yerde sayıyor. Savaş, kriz, afet; isimler değişiyor, acı baki.
00