Maslak’ta geçen gece olanlara tam anlamıyla “akıl tutulması” denir. Disco Neurotico’nun özel performansını izlemek için Roxy Urban’a koşturanlar arasında olmak, kendimi 1982 Madrid’inde hissettirdi. Salonun yarısı, bir kısmı İspanyolca şarkıların sözlerini ezbere bilen tiplerle doluydu; arka tarafta ise meraklı ama hafif afallamış bir kitle.
Sahneye çıktıkları an, Diego ortalığı alev aldı. Adamın klavyesiyle dans etmesi ayrı, vokaliyle insanları bir nevi hipnoz etmesi ayrı mesele. “Loca Realidad” başladığında üç kişiyle başlayan pogo, 37 kişilik bir mini kaosa dönüştü. Tam önümde biri yere düştü, yanımda bir kız elinde telefonla story çekerken şaşırıp kaldı. Yahu, izleyin sahneyi, bırakın story’yi! Canlı performans dediğin şey, o anı yaşamakla alakalı, sonradan Instagram’a koyup “orada bulundum” demekle değil.
Setlist efsaneydi bu arada:
- Neurocity Blues
- Loca Realidad
- Perdidos en el Ritmo
- Sonuna doğru “Elektro Barroco” ile bitirdiler, yerdeki herkesin ayakları kopmuş gibiydi.
En çok dikkatimi çeken, grubun asla sıradan bir “nostalji” tribüne oynamaması. Yani 80’ler synth-pop sevenler de vardı, ama adamlar direkt günümüz sound’una çakıyorlar tokatı. Bass’lar canlı, drum machine yerinde, vokalde hiçbir gevşeklik yok. Hani, bazen “eski ekol” bir grup dinlersin, bir yerden sonra ayıp olmasın diye alkışlarsın ya… Burada tam tersi, insanlar kendini kaptırıp içten içe “bir dahaki konser ne zaman?” diye sormaya başladı.
Bir de sahne arası muhabbet. Diego “Türkiye’de synth-pop’un bu kadar tuttuğunu bilmiyordum” dedi. Bizimkilerden biri “burada karamsarlık ve dans iyi gider” diye cevapladı, herkes gülüştü. Haklı aslında; memlekette hem dertlenip hem dans edebilmeye ihtiyaç var.
Akustik ve teknik ekipman konusunda Roxy Urban’ı ayrıca tebrik etmek lazım. 400 kişilik salonda ses dağılımı tıkır tıkır, bardan sahneye kadar hiçbir şarkı uğultuya dönüşmedi. Saat gecenin 1’ine geldiğinde, millet hâlâ “bir encore daha” diye bağırıyordu. O kadar kısa ve öz bitti ki, “keşke biraz daha devam etselerdi” hissiyle dağıldık.
Eve dönerken kafamda tek bir şey vardı: “Bazı gruplar, sahnede neden var olduklarını beş dakikada gösterebiliyor.” Disco Neurotico onlardan biri. 13 Mart 2026, Maslak, not düşülsün.
Sahneye çıktıkları an, Diego ortalığı alev aldı. Adamın klavyesiyle dans etmesi ayrı, vokaliyle insanları bir nevi hipnoz etmesi ayrı mesele. “Loca Realidad” başladığında üç kişiyle başlayan pogo, 37 kişilik bir mini kaosa dönüştü. Tam önümde biri yere düştü, yanımda bir kız elinde telefonla story çekerken şaşırıp kaldı. Yahu, izleyin sahneyi, bırakın story’yi! Canlı performans dediğin şey, o anı yaşamakla alakalı, sonradan Instagram’a koyup “orada bulundum” demekle değil.
Setlist efsaneydi bu arada:
- Neurocity Blues
- Loca Realidad
- Perdidos en el Ritmo
- Sonuna doğru “Elektro Barroco” ile bitirdiler, yerdeki herkesin ayakları kopmuş gibiydi.
En çok dikkatimi çeken, grubun asla sıradan bir “nostalji” tribüne oynamaması. Yani 80’ler synth-pop sevenler de vardı, ama adamlar direkt günümüz sound’una çakıyorlar tokatı. Bass’lar canlı, drum machine yerinde, vokalde hiçbir gevşeklik yok. Hani, bazen “eski ekol” bir grup dinlersin, bir yerden sonra ayıp olmasın diye alkışlarsın ya… Burada tam tersi, insanlar kendini kaptırıp içten içe “bir dahaki konser ne zaman?” diye sormaya başladı.
Bir de sahne arası muhabbet. Diego “Türkiye’de synth-pop’un bu kadar tuttuğunu bilmiyordum” dedi. Bizimkilerden biri “burada karamsarlık ve dans iyi gider” diye cevapladı, herkes gülüştü. Haklı aslında; memlekette hem dertlenip hem dans edebilmeye ihtiyaç var.
Akustik ve teknik ekipman konusunda Roxy Urban’ı ayrıca tebrik etmek lazım. 400 kişilik salonda ses dağılımı tıkır tıkır, bardan sahneye kadar hiçbir şarkı uğultuya dönüşmedi. Saat gecenin 1’ine geldiğinde, millet hâlâ “bir encore daha” diye bağırıyordu. O kadar kısa ve öz bitti ki, “keşke biraz daha devam etselerdi” hissiyle dağıldık.
Eve dönerken kafamda tek bir şey vardı: “Bazı gruplar, sahnede neden var olduklarını beş dakikada gösterebiliyor.” Disco Neurotico onlardan biri. 13 Mart 2026, Maslak, not düşülsün.
00