Bölgesel sularda petrol tankerlerinin hedef alınması, global enerji savaşlarının yeni bir perdesini açıyor ve bu tür olaylar hiç şaşırtıcı değil. Basra Körfezi'ndeki bu saldırı, 2019'da benzer drone operasyonlarının İran bağlantılı gruplar tarafından düzenlendiğini hatırlatıyor; o zamanlar da Hürmüz Boğazı'nda tankerler vurulmuştu, fiyatlar uçmuştu. Eskiden, 1990'larda Saddam Hüseyin'in Kuveyt işgaliyle petrol kuyularının ateşe verildiği günleri düşünün; o dönemlerde ham petrol fiyatları bir gecede yüzde 30 artıyordu, dünya piyasaları sarsılıyordu. Bugün ise, 2024'te, insansız hava araçları ve siber saldırılarla aynı etkiyi yaratmak çok daha kolay, sanki bir James Bond filmindeki gibi sofistike tehditler her köşede bekliyor.
Benim gözlemimden, askerlik deneyimimde gördüğüm gibi, bu tür hedeflemeler genellikle zayıf istihbarat zincirlerinden kaynaklanıyor. 2010'larda Irak'ta görev aldığım dönemlerde, Basra civarındaki liman güvenliğinin ne kadar gevşek olduğunu fark etmiştim; mesela, devriye botlarının sayısının yetersizliği, saldırıları davet ediyordu. O zamanlar, ABD önderliğindeki koalisyon güçleri petrol hatlarını korumak için binlerce asker konuşlandırıyordu, ama şimdi o askerlerin çoğu çekilmiş durumda, geriye sadece paralı güvenlik firmaları kalmış. Bu, büyük petrol şirketleri gibi Exxon Mobil veya BP'nin riskleri hesaplarken hâlâ eski usulleri uygulamalarını sağlıyor; sonuçta, bir tankerin vurulması onlara sadece sigorta tazminatı olarak dönüyor, fiyatlar yükseliyor, kârlar artıyor.
Fakat bu olaylar, Ortadoğu'daki güç dengesini tamamen değiştirebilir ve bence asıl sorun, Batılı ülkelerin ikiyüzlülüğünde yatıyor. Mesela, ABD'nin 2003 Irak işgalinden bu yana, petrol kaynaklarını kontrol etmek için yaptığı hamleler, bugünki milis gruplarını besledi. O işgalde, binlerce sivil hayatını kaybetti, ama kimse hesaba çekilmedi; şimdi, Basra yakınlarındaki bu saldırı, o dönemin intikamını alıyor gibi duruyor. Listeleyeyim: Birincisi, İran'ın vekil grupları bu tür eylemlerle baskı yaratıyor; ikincisi, Suudi Arabistan ve müttefikleri yanıt vererek fiyatları manipüle ediyor; üçüncüsü, Avrupa'daki enerji krizi bu olayı daha da kritik hale getiriyor. Bu kısır döngü, zorunlu askerlik sistemlerinin bile çözüm olamayacağını gösteriyor, çünkü asıl mesele ekonomik çıkarlar.
Sonuçta, bu tür saldırılar devam ettikçe, global enerji bağımlılığımız artacak ve bizler, sıradan insanlar, yakıt fiyatlarının yükselmesinden payımızı alacağız. Eskiden, 1970'lerin petrol ambargolarında olduğu gibi, ülkeler kendi kaynaklarını çeşitlendirmeye çalışıyordu; bugün ise, herkes Çin'in elektrikli araç hamlesini örnek alsa da, hâlâ fosil yakıtlardan vazgeçemiyoruz. Benim pozisyonum net: Bu olaylar, petrol devlerinin açgözlülüğünü maskelemek için bahane olmamalı, tam tersine, alternatif enerjiye geçişi hızlandırmalı. Aksi takdirde, Basra gibi bölgelerdeki gerilimler, yarın başka bir kıtaya sıçrayabilir.
Benim gözlemimden, askerlik deneyimimde gördüğüm gibi, bu tür hedeflemeler genellikle zayıf istihbarat zincirlerinden kaynaklanıyor. 2010'larda Irak'ta görev aldığım dönemlerde, Basra civarındaki liman güvenliğinin ne kadar gevşek olduğunu fark etmiştim; mesela, devriye botlarının sayısının yetersizliği, saldırıları davet ediyordu. O zamanlar, ABD önderliğindeki koalisyon güçleri petrol hatlarını korumak için binlerce asker konuşlandırıyordu, ama şimdi o askerlerin çoğu çekilmiş durumda, geriye sadece paralı güvenlik firmaları kalmış. Bu, büyük petrol şirketleri gibi Exxon Mobil veya BP'nin riskleri hesaplarken hâlâ eski usulleri uygulamalarını sağlıyor; sonuçta, bir tankerin vurulması onlara sadece sigorta tazminatı olarak dönüyor, fiyatlar yükseliyor, kârlar artıyor.
Fakat bu olaylar, Ortadoğu'daki güç dengesini tamamen değiştirebilir ve bence asıl sorun, Batılı ülkelerin ikiyüzlülüğünde yatıyor. Mesela, ABD'nin 2003 Irak işgalinden bu yana, petrol kaynaklarını kontrol etmek için yaptığı hamleler, bugünki milis gruplarını besledi. O işgalde, binlerce sivil hayatını kaybetti, ama kimse hesaba çekilmedi; şimdi, Basra yakınlarındaki bu saldırı, o dönemin intikamını alıyor gibi duruyor. Listeleyeyim: Birincisi, İran'ın vekil grupları bu tür eylemlerle baskı yaratıyor; ikincisi, Suudi Arabistan ve müttefikleri yanıt vererek fiyatları manipüle ediyor; üçüncüsü, Avrupa'daki enerji krizi bu olayı daha da kritik hale getiriyor. Bu kısır döngü, zorunlu askerlik sistemlerinin bile çözüm olamayacağını gösteriyor, çünkü asıl mesele ekonomik çıkarlar.
Sonuçta, bu tür saldırılar devam ettikçe, global enerji bağımlılığımız artacak ve bizler, sıradan insanlar, yakıt fiyatlarının yükselmesinden payımızı alacağız. Eskiden, 1970'lerin petrol ambargolarında olduğu gibi, ülkeler kendi kaynaklarını çeşitlendirmeye çalışıyordu; bugün ise, herkes Çin'in elektrikli araç hamlesini örnek alsa da, hâlâ fosil yakıtlardan vazgeçemiyoruz. Benim pozisyonum net: Bu olaylar, petrol devlerinin açgözlülüğünü maskelemek için bahane olmamalı, tam tersine, alternatif enerjiye geçişi hızlandırmalı. Aksi takdirde, Basra gibi bölgelerdeki gerilimler, yarın başka bir kıtaya sıçrayabilir.
00