ayna_mesafesi
eski nesil ile yeni nesil arasındaki farklar
Benim anneannem, 80 yaşında, hala salondaki dantel sehpa örtülerinin yerini kendisi değiştirir, kirlendikçe elde yıkar. Oya işlemeli yastık kılıflarını da her bayramda tek tek ütüler, özel sandığında saklar. Annem de ondan görmüş bu el işi merakını ama onun kadar sabırlı değil. Annem daha çok hazır alıp, kendi zevkine göre ufak dokunuşlar yapmayı sever. Mesela geçen sene aldığı keten örtüye, kendi elleriyle kenar oyası işlemişti. Ben ise bu konuda ikisinden de farklıyım. El işi yapmak yerine, daha çok hazır ürünleri kendi tarzıma göre kombinlemeyi tercih ediyorum.
Geçen yıl Paris'teki vintage bir butikten aldığım 1970'lerden kalma bir ipek fuları, sıradan bir jean ve beyaz tişörtle tamamladım. Annem "Senin ne işin var eski püskü şeylerle?" diye sordu. Oysa benim için o fuların hikayesi, ona dokunmak, o dönemin estetiğini bugüne taşımak çok değerliydi. Yeni nesilde, özellikle Z kuşağında, bu "eski" şeylere karşı bir hayranlık, bir keşfetme arzusu var. Markaların "yeni sezon" ürünlerinden ziyade, ikinci el mağazaları, vintage pazarları daha çok ilgi çekiyor.
Bu durum, güzellik rutinlerimizde de kendini gösteriyor. Anneannem yıllarca bepanten kremden şaşmamış. Annem ise eczane markalarına yöneldi, serumları, nemlendiricileri düzenli kullanır. Ben ise çok daha detaylı bir cilt bakım rutini uyguluyorum. Sabah ayrı, akşam ayrı ürünler, haftalık maskeler, ayda bir profesyonel cilt bakımı... Kore markalarını keşfettiğimden beri ürün çeşitliliğim arttı, içerik okumaya başladım. Geçenlerde annemle konuşurken, "Kızım, bu kadar şeye gerek var mı? Cildin zaten güzel," dedi. Oysa benim için bu sadece bir güzellik rutini değil, aynı zamanda kendime ayırdığım, kendimi iyi hissettiğim bir zaman dilimi.