2013’te TT Arena’da Real Madrid’e attığı gol hâlâ gözümün önünde. Adam topun dibine girerken tribünde herkes aynı anda “atacak” dedi. O kadar güven verirdi ki, maçın sonunu getiremese de o kısa anı yaşatmasıyla bile kendine ayrı bir sayfa açtı. Dürüst olayım, Türkiye’ye gelmiş en iyi 10 yabancıdan biri kesinlikle.
İstanbul’a ilk geldiğinde havaalanındaki o güler yüzü, tulumuyla pozları... Oysa herkes yıldız futbolcu egosu bekliyordu. Ama adam, Kasımpaşa’da balıkçıda oturup rakı içebilecek kadar “insan” çıktı. Hiç unutmam, 2017’de Bomonti’de bir mekânda gördüm. Yanına yanaşan kimseyi kırmadı, hem fotoğraf çektirdi hem de takımı konuştu. O rahatlığı, Galatasaray’da başka hangi yabancıda vardı? Belki Hagi, belki Melo.
Saha içinde ise ayrı hikâye. 2014-2015 sezonunda, Kadıköy’de Fenerbahçe’ye uzaktan golünü hatırlayan var mı? Top ayağından çıkınca Volkan’ın bakışı, Sneijder’in sırıtan suratı… Adam bildiğin Fener’in psikolojisiyle oynadı. Derbide böylesi rahat olup, kilidi açan çok az oyuncu izledim. Avrupa maçlarında ise bambaşka bir seviyede oynuyordu. Juventus’a attığı gol mesela; Galatasaray’ı son 16’ya taşıyan tarihî an. Kardan neredeyse kale görülmüyordu ama Sneijder’in ayağında sanki çim saha vardı.
Galatasaray’da geçirdiği 4,5 yılın ardından başkanla yaşadığı anlaşmazlıklar falan, kulüp içindeki o klasik kaos… Haksız yere gönderildi diyenler hâlâ çok. Bana sorarsan, adam Türkiye’de futbola kalite kattı ama kulüp yönetimleri bunu kıymetini hiç anlamadı. O devre bittiğinde, Galatasaray’ın oyun karakteri de değişti zaten.