12 Mart 2016 akşamı, Ankara’nın göbeğinde, Güvenpark’ta bombalı araç patladı. Kızılay’da, insanların işten çıkıp eve dönmeye çalıştığı o kalabalık an. Otobüs bekleyen, yürüyen, telefonda konuşan, hayatının sıradan anını yaşayan onlarca insan bir anda cehennemin ortasında kaldı. 37 ölü, 125 yaralı. Rakamlar böyle. Ama o rakamların içinde abla kaybeden, oğlunun telefonuna ulaşamayan, bacağından olan, o geceyi hâlâ rüyasında gören insanlar var.
O gün Kızılay’da olmadığım için kendimi şanslı saymıştım. Ankara’da yaşayan herkes gibi, “orada olabilirdim” diye düşünmeden edemiyor insan. Saldırıdan sonra şehir bambaşka bir yere döndü. Kızılay, bir süre hayalet gibi oldu. Polis barikatları, her yerde uzun namlulu silahlı adamlar. Otobüs duraklarında tedirgin bir kalabalık. Herkesin kafasında “bir sonraki neresi?” sorusu.
PKK, bunu üstlenmişti. Hedef, “devletin kalbinde mesaj vermek”miş güya. Ama vurulan devlet değil, halk oldu. 20’lerinde hayatı daha yeni açılan gençler, anneler, babalar… O zamanlar, kimseye bir şey anlatamazdın. “Barış” diyenler bile susmuştu. Çünkü terör dediğin şeyin ideolojisi olmaz, nefret her yerde aynı öldürücülükte.
Devlet apar topar güvenlik politikalarını sıkılaştırdı, ama olan yine vatandaşa oldu. Üniversite yolunda çanta aramaları, her köşe başında zırhlı araçlar. İnsanlar kızgın, tedirgin, kırgın. Bir patlama sesiyle hayatı değişen bir şehrin üstüne kalın bir sis çöktü. Siyasiler yine kendi bildiğini okudu, ekranlarda “kınama” kasetleri döndü durdu.
Unutan çok. 10 yıl geçti, gündem her gün değişiyor zaten. Ama Güvenpark’ın oradan geçerken, birileri hâlâ ister istemez başını çeviriyor. O güven duygusu, o şehirde yaşamanın verdiği sıradanlık, bir gecede gitti. Terör, işte böyle bir şey: İnsanın hayatına, şehrin kalbine, gündelik rutine bile korku zerk etmek.
Ankara’nın ortasında yaşanan o patlama, bazıları için bir haber başlığı, bazıları için her gün taşıdığı bir acı. Kimseyi “unutmayalım” diye zorlayacak değilim ama, “orada olabilirdim” diyen herkesin kafasında bir şeyler hâlâ eksik bence. O yüzden, terörle dans eden politikalarla, göz göre göre gelen saldırılarla, bu ülkede bir gün bile gerçek anlamda güvende hissetmedik. Bunu kabul etmeyen varsa, gelsin bir akşam Kızılay’da otobüs beklesin. Şehir hâlâ ürkek, hâlâ tetikte.
O gün Kızılay’da olmadığım için kendimi şanslı saymıştım. Ankara’da yaşayan herkes gibi, “orada olabilirdim” diye düşünmeden edemiyor insan. Saldırıdan sonra şehir bambaşka bir yere döndü. Kızılay, bir süre hayalet gibi oldu. Polis barikatları, her yerde uzun namlulu silahlı adamlar. Otobüs duraklarında tedirgin bir kalabalık. Herkesin kafasında “bir sonraki neresi?” sorusu.
PKK, bunu üstlenmişti. Hedef, “devletin kalbinde mesaj vermek”miş güya. Ama vurulan devlet değil, halk oldu. 20’lerinde hayatı daha yeni açılan gençler, anneler, babalar… O zamanlar, kimseye bir şey anlatamazdın. “Barış” diyenler bile susmuştu. Çünkü terör dediğin şeyin ideolojisi olmaz, nefret her yerde aynı öldürücülükte.
Devlet apar topar güvenlik politikalarını sıkılaştırdı, ama olan yine vatandaşa oldu. Üniversite yolunda çanta aramaları, her köşe başında zırhlı araçlar. İnsanlar kızgın, tedirgin, kırgın. Bir patlama sesiyle hayatı değişen bir şehrin üstüne kalın bir sis çöktü. Siyasiler yine kendi bildiğini okudu, ekranlarda “kınama” kasetleri döndü durdu.
Unutan çok. 10 yıl geçti, gündem her gün değişiyor zaten. Ama Güvenpark’ın oradan geçerken, birileri hâlâ ister istemez başını çeviriyor. O güven duygusu, o şehirde yaşamanın verdiği sıradanlık, bir gecede gitti. Terör, işte böyle bir şey: İnsanın hayatına, şehrin kalbine, gündelik rutine bile korku zerk etmek.
Ankara’nın ortasında yaşanan o patlama, bazıları için bir haber başlığı, bazıları için her gün taşıdığı bir acı. Kimseyi “unutmayalım” diye zorlayacak değilim ama, “orada olabilirdim” diyen herkesin kafasında bir şeyler hâlâ eksik bence. O yüzden, terörle dans eden politikalarla, göz göre göre gelen saldırılarla, bu ülkede bir gün bile gerçek anlamda güvende hissetmedik. Bunu kabul etmeyen varsa, gelsin bir akşam Kızılay’da otobüs beklesin. Şehir hâlâ ürkek, hâlâ tetikte.
00