2013’te Florya’da ilk antrenmanına çıktığında stadın dışında bekleyen kalabalığı hatırlayan çoktur. Adidas formanın göğsünde GS Store etiketiyle satıldığı günlerde, Sneijder’in gelişi takımın kara kışını kıran bir bahar havası gibiydi. Drogba transferiyle üst üste gelmişti, ama Sneijder’in topu ayağında tutuşu başka bir seviye.
Galatasaray’daki ilk golü 18 Şubat 2013, Akhisar'a karşı. Uzaktan falsoyla yolladığı topun kaleciyi çaresiz bıraktığı an, tribünde yaşlı bir dayının ağladığını görmüştüm. Saha içi liderliği, işin şov kısmı değil; topu aldığı anda takımın vitesi değişiyordu. 2013-2017 arasında özellikle derbilerde attığı goller, Fenerbahçe ve Beşiktaş’a karşı Kadıköy’de yaptığı ortalar, rakip ceza sahası çevresinde sayısız kilidi açan paslar.
Adamın kariyerini sadece istatistikle anlatmak büyük haksızlık olur. Neydi? Galatasaray’da 175 maç, 45 gol, 44 asist. Ama asıl mesele “büyük an” adamı oluşu. Juventus deplasmanında, yağmurda çamurda, Şampiyonlar Ligi’nde son dakika golüyle turu getiren o unutulmaz gece. Taraftarın Sneijder’e duyduğu sevgi sadece gollerden, kupalardan gelmiyor; adam net karakter, sahada sorumluluk alan, maçın temposunu değiştiren, gerektiğinde sazı eline alan adam. Zaten Türkiye macerasından sonra da sık sık röportajlarında İstanbul’dan bahsederken “ikinci evim gibi” dediğini duyarsın.
Performans düşüşü 2016’nın sonundan sonra başladı. Taraftar bazen sabırsızdı, 90 dakika top bekleyen, defansif yönü zayıf bir 10 numaraya laf eden de çoktu. Ama sahada onun kadar oyun zekası yüksek adamı bulmak kolay değil. O eski yıldız havası, bazen kaptanlığa soyunması, bazen de motivasyonu kaybettiğinde kenarda sessizleşmesi çok konuşuldu. 2017’de Tudor yönetiminde ipler kopmaya başladı, ayrılış şekli yakışıksızdı. “Fatih Terim dönse kalır mıydı?” diye hâlâ muhabbeti döner Florya’da.
Galatasaray sonrası Nice ve Al-Gharafa maceraları, tabiri caizse birer “after party.” İstanbul’daki gibi büyük sahnede değildi artık. Emeklilik sonrası ise eski futbolcuların aksine menajerlik, teknik direktörlük yerine medya ve iş dünyasına kaydı; geçen gün Hollanda basınında kendi menajerlik şirketini kurduğu yazıldı. Türk medyasında da hâlâ ne yapsa manşet olur, adamın Türkiye’de bıraktığı etki kolay silinmiyor.
Bir dönem Kadıköy’de Sneijder’in uzaktan şut çekip Volkan’a kök söktürdüğü maçları hatırlayanlar, bugün hâlâ ondan sonra gelen 10 numaralarda aynı yaratıcılığı bulamıyor. Kendisinden sonrası Galatasaray’da 10 numara hep tartışma konusuydu zaten. Bugün, Arda, Mertens gibi adamlar ne kadar iyi oynasa da tribün Sneijder’in gölgesinden kolay kolay çıkamıyor. Özellikle 2015-2016’da taraftarın “adam sahada, bir şey olur” hissini yaşadığı ender adamlardandı.
Adam altı üstü futbolcu diyenlere şunu söyleyeyim: Takıma büyük oyuncunun kattığı şey sadece asist/gol değildir. Tribün modunu, kulübün algısını, rakibin psikolojisini değiştirir. Sneijder bunu başardı. Galatasaray tarihinin en çok sevilen yabancı oyuncularından biri olmasının sebebi, tam olarak bu.
Galatasaray’daki ilk golü 18 Şubat 2013, Akhisar'a karşı. Uzaktan falsoyla yolladığı topun kaleciyi çaresiz bıraktığı an, tribünde yaşlı bir dayının ağladığını görmüştüm. Saha içi liderliği, işin şov kısmı değil; topu aldığı anda takımın vitesi değişiyordu. 2013-2017 arasında özellikle derbilerde attığı goller, Fenerbahçe ve Beşiktaş’a karşı Kadıköy’de yaptığı ortalar, rakip ceza sahası çevresinde sayısız kilidi açan paslar.
Adamın kariyerini sadece istatistikle anlatmak büyük haksızlık olur. Neydi? Galatasaray’da 175 maç, 45 gol, 44 asist. Ama asıl mesele “büyük an” adamı oluşu. Juventus deplasmanında, yağmurda çamurda, Şampiyonlar Ligi’nde son dakika golüyle turu getiren o unutulmaz gece. Taraftarın Sneijder’e duyduğu sevgi sadece gollerden, kupalardan gelmiyor; adam net karakter, sahada sorumluluk alan, maçın temposunu değiştiren, gerektiğinde sazı eline alan adam. Zaten Türkiye macerasından sonra da sık sık röportajlarında İstanbul’dan bahsederken “ikinci evim gibi” dediğini duyarsın.
Performans düşüşü 2016’nın sonundan sonra başladı. Taraftar bazen sabırsızdı, 90 dakika top bekleyen, defansif yönü zayıf bir 10 numaraya laf eden de çoktu. Ama sahada onun kadar oyun zekası yüksek adamı bulmak kolay değil. O eski yıldız havası, bazen kaptanlığa soyunması, bazen de motivasyonu kaybettiğinde kenarda sessizleşmesi çok konuşuldu. 2017’de Tudor yönetiminde ipler kopmaya başladı, ayrılış şekli yakışıksızdı. “Fatih Terim dönse kalır mıydı?” diye hâlâ muhabbeti döner Florya’da.
Galatasaray sonrası Nice ve Al-Gharafa maceraları, tabiri caizse birer “after party.” İstanbul’daki gibi büyük sahnede değildi artık. Emeklilik sonrası ise eski futbolcuların aksine menajerlik, teknik direktörlük yerine medya ve iş dünyasına kaydı; geçen gün Hollanda basınında kendi menajerlik şirketini kurduğu yazıldı. Türk medyasında da hâlâ ne yapsa manşet olur, adamın Türkiye’de bıraktığı etki kolay silinmiyor.
Bir dönem Kadıköy’de Sneijder’in uzaktan şut çekip Volkan’a kök söktürdüğü maçları hatırlayanlar, bugün hâlâ ondan sonra gelen 10 numaralarda aynı yaratıcılığı bulamıyor. Kendisinden sonrası Galatasaray’da 10 numara hep tartışma konusuydu zaten. Bugün, Arda, Mertens gibi adamlar ne kadar iyi oynasa da tribün Sneijder’in gölgesinden kolay kolay çıkamıyor. Özellikle 2015-2016’da taraftarın “adam sahada, bir şey olur” hissini yaşadığı ender adamlardandı.
Adam altı üstü futbolcu diyenlere şunu söyleyeyim: Takıma büyük oyuncunun kattığı şey sadece asist/gol değildir. Tribün modunu, kulübün algısını, rakibin psikolojisini değiştirir. Sneijder bunu başardı. Galatasaray tarihinin en çok sevilen yabancı oyuncularından biri olmasının sebebi, tam olarak bu.