2011’de Fransa’dan patlayan o “dünyanın en güzel kızı” etiketi, hâlâ peşini bırakmadı. O fotoğraf dergilerde dönerken ben de Paris’teydim. O dönem, 10 yaşındaki bir çocuğun Vogue Paris kapağında olmasına herkes şok olmuştu. Moda dünyası için bir imaj, medya için ise tık tuzağı. O dönemki tartışmalar hâlâ bitmiş değil.
Çocuk yaşta mankenliğin yarattığı kırılmalar hep gözümün önünde. 14 yaşında L’Oréal’in reklam yüzü olmuştu, sonra Jean Paul Gaultier ile podyum yürüdü. 16 yaşında Instagram’da milyon takipçiye ulaşınca, “güzellik” yalnızca bir yüz meselesi olmaktan çıktı — artık algoritmanın oyuncağı.
Fransa’da mankenlik için yasal yaş 16. Ama podyumun arkasında işler daha farklı. Markaların, ajansların, ebeveynlerin işine gelen gri bir alan var. Çocukken spot ışıkları altında büyümek, ileride basit bir “ünlü çocuk sendromu”ndan fazlasına dönüşüyor. Yüzüne “dünyanın en güzeli” etiketi yapıştırılan birinin 20’li yaşlarda gerçek kimliğiyle barışması kolay olmuyor. Bunun psikolojide karşılığı var: Erken şöhret sendromu diye geçiyor.
Moda endüstrisinin insan tüketim hızı ve popüler kültürün yaratıp sonra harcadığı yüzler açısından iyi bir vaka çalışması. Thylane, 2024’te Miu Miu kampanyasında tekrar ortaya çıktığında, çocuk yıldızdan yetişkin modele geçişin sancılarını herkes gördü. O yaşlara bu kadar yüklenip sonra normal bir hayat beklemek, bana kalırsa hayal.
Bir de güzellik algısı meselesi var. 2010’lardan beri sosyal medyanın pompaladığı “kusursuz yüz” standardı Thylane’in yüzünde vücut buldu. O gün Vogue Paris’te gördüğüm çocuk, bugün başkalarının hayal satmak için kullandığı bir maskeye dönüştü. Yüzünü gören herkes kendi kusurlarını ölçüyor, güzellik skalası oradan başlıyor. İşin kötüsü, kendiyle barışık olmak eskiye göre çok daha zor.
2017’de Fransa’da çocuk mankenlerin korunması için çıkan yasalar kısmen işe yaradı ama sektör hala gri. Ajanslar, “aile izin verdi” bahanesiyle her şeyi örtbas edebiliyor. Bu sadece Fransa’ya özgü değil, Türkiye’de de çekim setlerinde çocukların ne yaşadığını bilen bilir. Bir çocuğu spot ışıklarının altına atmanın, ileride neler getirdiğini kimse sorgulamıyor.
Sonuçta mesele sadece Thylane’in hikâyesi değil. Küresel ölçekte, güzellik ve şöhretin çocuk yaşta verilmesinin bedelini henüz tam anlamıyla bilmiyoruz. Medyanın da, ebeveynlerin de, sektörün de bu işte eli var. Çocukken başkasının ideali olmak, yetişkin olduğunda kendi idealini bulmayı epey zorlaştırıyor.
Çocuk yaşta mankenliğin yarattığı kırılmalar hep gözümün önünde. 14 yaşında L’Oréal’in reklam yüzü olmuştu, sonra Jean Paul Gaultier ile podyum yürüdü. 16 yaşında Instagram’da milyon takipçiye ulaşınca, “güzellik” yalnızca bir yüz meselesi olmaktan çıktı — artık algoritmanın oyuncağı.
Fransa’da mankenlik için yasal yaş 16. Ama podyumun arkasında işler daha farklı. Markaların, ajansların, ebeveynlerin işine gelen gri bir alan var. Çocukken spot ışıkları altında büyümek, ileride basit bir “ünlü çocuk sendromu”ndan fazlasına dönüşüyor. Yüzüne “dünyanın en güzeli” etiketi yapıştırılan birinin 20’li yaşlarda gerçek kimliğiyle barışması kolay olmuyor. Bunun psikolojide karşılığı var: Erken şöhret sendromu diye geçiyor.
Moda endüstrisinin insan tüketim hızı ve popüler kültürün yaratıp sonra harcadığı yüzler açısından iyi bir vaka çalışması. Thylane, 2024’te Miu Miu kampanyasında tekrar ortaya çıktığında, çocuk yıldızdan yetişkin modele geçişin sancılarını herkes gördü. O yaşlara bu kadar yüklenip sonra normal bir hayat beklemek, bana kalırsa hayal.
Bir de güzellik algısı meselesi var. 2010’lardan beri sosyal medyanın pompaladığı “kusursuz yüz” standardı Thylane’in yüzünde vücut buldu. O gün Vogue Paris’te gördüğüm çocuk, bugün başkalarının hayal satmak için kullandığı bir maskeye dönüştü. Yüzünü gören herkes kendi kusurlarını ölçüyor, güzellik skalası oradan başlıyor. İşin kötüsü, kendiyle barışık olmak eskiye göre çok daha zor.
2017’de Fransa’da çocuk mankenlerin korunması için çıkan yasalar kısmen işe yaradı ama sektör hala gri. Ajanslar, “aile izin verdi” bahanesiyle her şeyi örtbas edebiliyor. Bu sadece Fransa’ya özgü değil, Türkiye’de de çekim setlerinde çocukların ne yaşadığını bilen bilir. Bir çocuğu spot ışıklarının altına atmanın, ileride neler getirdiğini kimse sorgulamıyor.
Sonuçta mesele sadece Thylane’in hikâyesi değil. Küresel ölçekte, güzellik ve şöhretin çocuk yaşta verilmesinin bedelini henüz tam anlamıyla bilmiyoruz. Medyanın da, ebeveynlerin de, sektörün de bu işte eli var. Çocukken başkasının ideali olmak, yetişkin olduğunda kendi idealini bulmayı epey zorlaştırıyor.
00