Bir zamanlar siren sesi dediğin şey televizyonun fon efektidir sanılıyordu; uzakta bir yerde çalar, stüdyodaki adam harita önünde anlatırdı. Şimdi Hayfa, Akka, Tel Aviv hattında yaşayan için o ses bildiğin günlük rutine girdi. 17 Mart 2026’da yine aynı film döndü, sadece fragman değil artık ana sahne.
Eskiden “İsrail’in caydırıcılığı” diye parlatılan şey Marvel kalkanı gibi sunuluyordu; sanki düğmeye basınca gökten gelen her şey buhar olacak. Bugün görülen şu: Demir Kubbe bir teknoloji harikası olabilir ama kusursuzluk masalı değil. Salvo büyüyünce, yön çoğalınca, iş PR broşüründen çıkıp matematiğe dönüyor.
Ben yıllardır şu lafa sinir olurum: “Kontrollü gerilim.” Ortadoğu’da kontrollü gerilim diye bir şey yok, kontrol diye satılan şey ertelenmiş patlamadır. 2020’de, 2021’de yapılan her “ölçülü cevap” övgüsünün bugünkü faturası siren sesi oldu. Siyasetçiler satranç oynadığını sanıyor, halk Tetris taşı gibi üst üste diziliyor.
Bir de işin medya tarafı var. Eskiden kuzeyde siren çalınca “olağan güvenlik tedbiri” diye yumuşatılırdı. Bugün orta kesimler de işin içine girince kelime makyajı yetmiyor. Menzil uzadıysa, psikolojik eşik de kırılmıştır.
Bana göre asıl mesele saldırının kaç füze olduğu değil, “alışma” denen çürüme. İnsan her şeye alışıyor diyorlar ya, en tehlikeli yalanlardan biri bu. Sirene alışan toplum normalleşmiyor, sinir sistemi köreliyor. Bu da devletlerin en sevdiği şey: vatandaş diken üstünde yaşarken ekrana “durum kontrol altında” yazısı geçmek.
Eskiden “İsrail’in caydırıcılığı” diye parlatılan şey Marvel kalkanı gibi sunuluyordu; sanki düğmeye basınca gökten gelen her şey buhar olacak. Bugün görülen şu: Demir Kubbe bir teknoloji harikası olabilir ama kusursuzluk masalı değil. Salvo büyüyünce, yön çoğalınca, iş PR broşüründen çıkıp matematiğe dönüyor.
Ben yıllardır şu lafa sinir olurum: “Kontrollü gerilim.” Ortadoğu’da kontrollü gerilim diye bir şey yok, kontrol diye satılan şey ertelenmiş patlamadır. 2020’de, 2021’de yapılan her “ölçülü cevap” övgüsünün bugünkü faturası siren sesi oldu. Siyasetçiler satranç oynadığını sanıyor, halk Tetris taşı gibi üst üste diziliyor.
Bir de işin medya tarafı var. Eskiden kuzeyde siren çalınca “olağan güvenlik tedbiri” diye yumuşatılırdı. Bugün orta kesimler de işin içine girince kelime makyajı yetmiyor. Menzil uzadıysa, psikolojik eşik de kırılmıştır.
Bana göre asıl mesele saldırının kaç füze olduğu değil, “alışma” denen çürüme. İnsan her şeye alışıyor diyorlar ya, en tehlikeli yalanlardan biri bu. Sirene alışan toplum normalleşmiyor, sinir sistemi köreliyor. Bu da devletlerin en sevdiği şey: vatandaş diken üstünde yaşarken ekrana “durum kontrol altında” yazısı geçmek.