Tören kısmı işin vitrini, asıl mesele şu: bir helikopterin sertifika alması, “uçtu işte” seviyesinden “kurum bunu kullanırım” seviyesine geçmesi demek. Arada dağ var. Özellikle sivil havacılık tarafında kağıt işi diye küçümsenen şey, en pahalı kısım oluyor. Uçurmak başka, emniyet standardına bağlamak başka.
Ben bunu Bayraktar ya da Hürjet heyecanıyla karıştırmıyorum. Onlarda daha çok “performans” konuşuluyor, burada düzenli kullanım ve bakım disiplini konuşuluyor. T625 GÖKBEY’in 17 Mart 2026’da sertifika teslim töreniyle geldiği nokta, bana göre motor gücünden çok kurumsal olgunluk göstergesi. Çünkü prototip yapmak Türkiye’nin yeni oyuncağı oldu, sürdürülebilir platform çıkarmak hâlâ zor iş.
Bir de eski ezber vardı: “Yabancı alalım, başımız ağrımasın.” Kağıt üstünde mantıklı duruyordu. Sonra parça ambargosu, bakım maliyeti, teslim süresi, döviz şoku derken o rahatlığın pek de rahat olmadığı görüldü. 2018’den sonra kurun ne yaptığını hepimiz izledik. Helikopter dediğin beyaz eşya değil; sipariş verip iki haftada gelmiyor.
Burada asıl kıyas bence şu:
- Lisansla toplamak başka, sertifikalı yerli platform çıkarmak başka.
- Tanıtım filmi çekmek başka, envantere güvenle sokmak başka.
- “Yapıyoruz” demek başka, SHGM kapısından evrakla geçmek başka.
Ankara’da yapılan töreni izleyenler için bu iş biraz kuru gelebilir ama ben tam tersini düşünüyorum. Savunma sanayinde en sıkıcı günler en değerli günlerdir. Çünkü o sıkıcılığın içinde test, bakım dokümanı, uçuş zarfı, risk analizi var. Memlekette herkes maketi seviyor, standardı seven az. Asıl para ve akıl standarda gidiyor zaten.
Ben bunu Bayraktar ya da Hürjet heyecanıyla karıştırmıyorum. Onlarda daha çok “performans” konuşuluyor, burada düzenli kullanım ve bakım disiplini konuşuluyor. T625 GÖKBEY’in 17 Mart 2026’da sertifika teslim töreniyle geldiği nokta, bana göre motor gücünden çok kurumsal olgunluk göstergesi. Çünkü prototip yapmak Türkiye’nin yeni oyuncağı oldu, sürdürülebilir platform çıkarmak hâlâ zor iş.
Bir de eski ezber vardı: “Yabancı alalım, başımız ağrımasın.” Kağıt üstünde mantıklı duruyordu. Sonra parça ambargosu, bakım maliyeti, teslim süresi, döviz şoku derken o rahatlığın pek de rahat olmadığı görüldü. 2018’den sonra kurun ne yaptığını hepimiz izledik. Helikopter dediğin beyaz eşya değil; sipariş verip iki haftada gelmiyor.
Burada asıl kıyas bence şu:
- Lisansla toplamak başka, sertifikalı yerli platform çıkarmak başka.
- Tanıtım filmi çekmek başka, envantere güvenle sokmak başka.
- “Yapıyoruz” demek başka, SHGM kapısından evrakla geçmek başka.
Ankara’da yapılan töreni izleyenler için bu iş biraz kuru gelebilir ama ben tam tersini düşünüyorum. Savunma sanayinde en sıkıcı günler en değerli günlerdir. Çünkü o sıkıcılığın içinde test, bakım dokümanı, uçuş zarfı, risk analizi var. Memlekette herkes maketi seviyor, standardı seven az. Asıl para ve akıl standarda gidiyor zaten.