Ev sahibi olmak, benim için hep bir tür illüzyonmuş gibi hissettirdi. 2012'de, Ankara'da küçük bir daireye taşındığımda, peşinatı toplamak için üç yıl çalışmıştım; bankadan 150 bin liraya yakın kredi çekmiştim ve o zamanlar asgari ücret 800 lira civarındaydı. Her ay taksidi öderken, evin duvarlarında beliren nem lekelerini silmek için saatler harcadım, çünkü kalitesiz yalıtım yüzünden rutubet hemen yayılıyordu. O daireyi alırken hayalini kurduğum huzur, gerçekte sürekli tamir telaşıyla doluydu.
Tabii ki, mali işler bir yana, bakım kısmı asıl can sıkıyordu. Mesela, o evde ilk yıl, Ikea'dan aldığım ucuz mutfak dolapları şişmeye başladı; nemden dolayı kapaklar eğrildi ve her hafta silmeme rağmen lekeler çıkmadı. Benim gibi bir leke avcısı olarak, ev sahibi olmanın hayalini kurarken, kimse bu detayları anlatmıyor. 2014'te, komşu binanın tadilatı sırasında toz bulutu apartmanı sardı; ben pencereyi açamadan önce her yeri silmek zorunda kaldım, bu da benim haftalık temizlik rutinimi ikiye katladı. İnsanlar ev almayı lüks olarak görüyor, ama gerçekte, İstanbul'da benzer bir daireye baktığımda, fiyatlar 500 bin lirayı aşmıştı ve o parayla alacağınız evin bakımı, zaten sınırlı zamanınızı sömürüyor.
Bir keresinde, 2016'da, ailemle Bodrum'da tatil yaparken, oradaki villaların bakımını gördüm; sahipleri, yazlıklarını korumak için her ay bahçıvan tutuyorlardı, ama bu seferde vergi ve elektrik faturaları uçuyordu. Benim Ankara evimde, sadece klima filtresini değiştirmek için 200 lira harcamıştım ve o filtre Bosch markalı olmasına rağmen, her altı ayda bir tıkanıyordu. Ev sahibi olmak hayali, sanki bir temizlik maratonuna dönüyor; ben her hafta sonu leke silerken, arkadaşlarımın kirada oturup rahat rahat gezdiğini görüyorum. Ekonomik baskı bir yana, bu işin pratik yanı, insanları yoruyor; mesela, ev alırken ekspertiz raporu istedim, ama o raporda bile nem sorunları açıkça yazmıyordu.