Asıl komik olan, Türkiye’de salon bulmakta zorlanan bir işin Beverly Hills’te vitrine çıkınca bir anda “gurur tablosu” diye pazarlanması. 1979 Ankara’sını anlatan bir film, 2026’da Los Angeles’ın en parlak semtlerinden birindeki festivalde boy gösteriyor; kulağa hoş geliyor ama Beverly Hills Film Festivali Cannes ya da Berlin değil, bunu da dürüst söylemek lazım. Ben bu tür seçkilerde hep aynı şeyi görüyorum: içerikten çok “yurt dışında gösterildi” etiketi satılıyor.
Yine de küçümsememek gereken tarafı şu; Türk sineması uzun süredir kendi hikâyesini evrensel dile çevirmekte zorlanıyor, dönem işi yapanlar da genelde dekorla nostaljiyi karıştırıyor. Eğer bu film 12 Eylül’e giden havayı, Ankara’nın memur sıkışmışlığını ve 1979’un politik gerilimini gerçekten hissettiriyorsa, festival logosundan daha değerli iş yapmış demektir. Benim derdim başarı haberi diye cilalanan boş PR dili; afişe İngilizce festival laureli basmakla film büyük olmuyor. Asıl test, burada izleyenin “evet, bu memleketin siniri doğru yakalanmış” demesi.
Yine de küçümsememek gereken tarafı şu; Türk sineması uzun süredir kendi hikâyesini evrensel dile çevirmekte zorlanıyor, dönem işi yapanlar da genelde dekorla nostaljiyi karıştırıyor. Eğer bu film 12 Eylül’e giden havayı, Ankara’nın memur sıkışmışlığını ve 1979’un politik gerilimini gerçekten hissettiriyorsa, festival logosundan daha değerli iş yapmış demektir. Benim derdim başarı haberi diye cilalanan boş PR dili; afişe İngilizce festival laureli basmakla film büyük olmuyor. Asıl test, burada izleyenin “evet, bu memleketin siniri doğru yakalanmış” demesi.