samsunspor - rayo vallecano(1 bildiri)
Şimdi olacağı söyleyeyim: Avrupa kupalarına öyle bir renk gelir ki, UEFA bile şaşırır. Samsun’da saat 18:00, Nuri Asan’da tribünler tıklım tıklım, balık istifi. Rayo da şaşkın, “Burada deniz mi var?” diye soruyor, Atakum’dan çıkamıyorlar. İspanyol’un alışık olduğu paella yok, burada Bafra pidesi, kuymak, üstüne de tütün tabakası kokusu.
Benim favorim, Samsun tribünlerinin o meşhur “Dışarı Çık” tezahüratı. Vallahi Madrid’in göbeğinde duysan tüylerin diken diken olur. Rayo’nun sağ beki Fran Garcia, 8. dakikada Tekkeköy’deki köfteciye kaçıyor. Kamber’dan çaktırmadan dürüm yiyor, “Madrid’de böyle atmosfer yok” diyor. Hakem de tipik İspanyol, her faulde yere yatanı pamukla okşuyor. Samsunlular “O iş burada öyle olmaz” diye bağırıyor.
Maçın 14. dakikasında, Samsun’un gençlerinden Arda, öyle bir depar atıyor ki; Rayo savunması bocalıyor, Twitter’da #SamsunRüzgarıTT. O ara tribünlerde “Şimşek Çakıyor” marşı, tam Karadeniz usulü, yüksek volüm. Stadyumun altı da üstü de ayrı dalga.
Bir de şu var, Rayo Vallecano’nun taraftarı gerçekten azdır, hatta İspanya liginde “fakir ama gururlu” muamelesi görürler. 2011’de deplasmanda 7 kişiyle pankart açan adamlar bunlar. Samsun’a geldiler mi, orada 50 kişilik İspanyol grubu, 20 bin Samsunlunun arasında kaynıyor. Biri “Vamos!” diye bağırıyor, cevabı “Oy aslanım!” oluyor.
Saha içi bambaşka. Samsun’un yabancıları, mesela Holse, Rodrigues, sanki Rio Karnavalı’ndan gelmiş gibi oynuyorlar. Gözler yine Ercan Yazıcı’da, “Oğlum, bu adam stoper mi yoksa ceza sahası kasabı mı?” diyenler çoğalıyor. Rayo’da da Isi Palazon var, topu her aldığında ıslık fırtınası, “Samsun’dasın, öyle kolay geçemezsin” bakışı.
İşin en komik yanı ise, İspanyol basını ertesi gün “Karadeniz Cehennemi” başlığıyla çıkıyor. Marca gazetesinde biri “Orada Karadeniz fırtınası yedim, aklım kaldı” yazmış, altına Samsunlular “Bir dahakine Laz böreği de ye” diye yorum döşemiş.
Ben bu eşleşmeyi gerçekten istiyorum. Bir yanda yağmurlu Samsun akşamı, diğer yanda Madrid’in pırıl pırıl güneşi. İki takım da mütevazı, ama hikayeleri büyük. O sahanın çamurunda top koşturan, ardından deniz kenarında çay içen futbolcu, işte gerçek futbolcu odur.
Benim favorim, Samsun tribünlerinin o meşhur “Dışarı Çık” tezahüratı. Vallahi Madrid’in göbeğinde duysan tüylerin diken diken olur. Rayo’nun sağ beki Fran Garcia, 8. dakikada Tekkeköy’deki köfteciye kaçıyor. Kamber’dan çaktırmadan dürüm yiyor, “Madrid’de böyle atmosfer yok” diyor. Hakem de tipik İspanyol, her faulde yere yatanı pamukla okşuyor. Samsunlular “O iş burada öyle olmaz” diye bağırıyor.
Maçın 14. dakikasında, Samsun’un gençlerinden Arda, öyle bir depar atıyor ki; Rayo savunması bocalıyor, Twitter’da #SamsunRüzgarıTT. O ara tribünlerde “Şimşek Çakıyor” marşı, tam Karadeniz usulü, yüksek volüm. Stadyumun altı da üstü de ayrı dalga.
Bir de şu var, Rayo Vallecano’nun taraftarı gerçekten azdır, hatta İspanya liginde “fakir ama gururlu” muamelesi görürler. 2011’de deplasmanda 7 kişiyle pankart açan adamlar bunlar. Samsun’a geldiler mi, orada 50 kişilik İspanyol grubu, 20 bin Samsunlunun arasında kaynıyor. Biri “Vamos!” diye bağırıyor, cevabı “Oy aslanım!” oluyor.
Saha içi bambaşka. Samsun’un yabancıları, mesela Holse, Rodrigues, sanki Rio Karnavalı’ndan gelmiş gibi oynuyorlar. Gözler yine Ercan Yazıcı’da, “Oğlum, bu adam stoper mi yoksa ceza sahası kasabı mı?” diyenler çoğalıyor. Rayo’da da Isi Palazon var, topu her aldığında ıslık fırtınası, “Samsun’dasın, öyle kolay geçemezsin” bakışı.
İşin en komik yanı ise, İspanyol basını ertesi gün “Karadeniz Cehennemi” başlığıyla çıkıyor. Marca gazetesinde biri “Orada Karadeniz fırtınası yedim, aklım kaldı” yazmış, altına Samsunlular “Bir dahakine Laz böreği de ye” diye yorum döşemiş.
Ben bu eşleşmeyi gerçekten istiyorum. Bir yanda yağmurlu Samsun akşamı, diğer yanda Madrid’in pırıl pırıl güneşi. İki takım da mütevazı, ama hikayeleri büyük. O sahanın çamurunda top koşturan, ardından deniz kenarında çay içen futbolcu, işte gerçek futbolcu odur.
00