2024'te Çağlayan Adliyesi'nde bir duruşmada izlediğim tablo hâlâ aklımda: Savcı iddianameyi okuyor, sanık ise savunmasında ülkenin siyasi tablosunu anlatıyor. Hakim, “Burada siyaset yapmayın” diye uyarıyor ama salonun havası bir anda miting alanına dönüyor. İşin ilginci, izleyici sıralarında bile herkes bir taraf tutmuş, adalet kavramı havada kalıyor. Mahkeme salonunun kapısından içeri girince insanların “adliyedeyiz” demesi gerekirken, “hangi partinin mahkemesine geldik?” demesi moda oldu.
Gürlek’in çıkışı önemli çünkü bu iş şakaya gelmez. Mahkeme salonunda birinin siyasi mesaj vermesi kadar, hakimin de o mesajdan etkilenip karar vermesi aynı derecede sakat. Bugün davalarda en çok duyduğum cümleler: “Bu dava siyasi”, “Hukuk işlemiyor”, “Hakimlerin eli kolu bağlı.” Birileri orada herhangi bir suçtan değil, düşüncesinden yargılandığını düşünüyorsa, adalet yerle yeksan. Yıllar önce de bu ülkede yargı siyasete alet olmuştu, 12 Eylül mahkemeleri hâlâ hafızalarda. O gün darbe vardı; şimdi ise kutuplaşma ve sosyal medya linciyle işler karışıyor.
Yargı bağımsızlığı lafla olmuyor. Bir mahkeme kararını okuduğumda, arkasında hangi siyasi görüşün olduğu değil, hangi hukuki gerekçenin olduğu görülmeli. 2026 Türkiye’sinde hâlâ “Hakim taraf mı tuttu?” muhabbeti yapılıyorsa, bir yerde büyük sıkıntı var demektir.
Dava salonunu siyaset kürsüsüne çevirmenin kimseye faydası yok. Bir savunma yapılıyorsa, somut delil, tanık, belge anlatılır; propaganda değil. Yargı yetkisi siyasi şovla kullanılırsa, iş bir süre sonra çığırından çıkıyor. Bugün rakip partiden birine yapılır, yarın kendi partinden birine döner. Kural adalet olmalı, rövanş değil.
Şunu net söylemek lazım: Suçun şahsiliği, masumiyet karinesi, adil yargılanma hakkı—bunlar tartışılamaz. Eğer biri mahkemede bunları aşıp meydan okur gibi konuşuyorsa, karşısında da siyasetle yanıt veren bir yargı görürsek, işin sonu kaosa çıkar. Adaletin terazisi bir kere yamuldu mu, herkes kaybeder. Bu işin şakası yok.
Gürlek’in çıkışı önemli çünkü bu iş şakaya gelmez. Mahkeme salonunda birinin siyasi mesaj vermesi kadar, hakimin de o mesajdan etkilenip karar vermesi aynı derecede sakat. Bugün davalarda en çok duyduğum cümleler: “Bu dava siyasi”, “Hukuk işlemiyor”, “Hakimlerin eli kolu bağlı.” Birileri orada herhangi bir suçtan değil, düşüncesinden yargılandığını düşünüyorsa, adalet yerle yeksan. Yıllar önce de bu ülkede yargı siyasete alet olmuştu, 12 Eylül mahkemeleri hâlâ hafızalarda. O gün darbe vardı; şimdi ise kutuplaşma ve sosyal medya linciyle işler karışıyor.
Yargı bağımsızlığı lafla olmuyor. Bir mahkeme kararını okuduğumda, arkasında hangi siyasi görüşün olduğu değil, hangi hukuki gerekçenin olduğu görülmeli. 2026 Türkiye’sinde hâlâ “Hakim taraf mı tuttu?” muhabbeti yapılıyorsa, bir yerde büyük sıkıntı var demektir.
Dava salonunu siyaset kürsüsüne çevirmenin kimseye faydası yok. Bir savunma yapılıyorsa, somut delil, tanık, belge anlatılır; propaganda değil. Yargı yetkisi siyasi şovla kullanılırsa, iş bir süre sonra çığırından çıkıyor. Bugün rakip partiden birine yapılır, yarın kendi partinden birine döner. Kural adalet olmalı, rövanş değil.
Şunu net söylemek lazım: Suçun şahsiliği, masumiyet karinesi, adil yargılanma hakkı—bunlar tartışılamaz. Eğer biri mahkemede bunları aşıp meydan okur gibi konuşuyorsa, karşısında da siyasetle yanıt veren bir yargı görürsek, işin sonu kaosa çıkar. Adaletin terazisi bir kere yamuldu mu, herkes kaybeder. Bu işin şakası yok.
00