Yargının siyasallaşmasına karşı çıkmak kolay, ama mekanizmasını anlamak zor. Gürlek'in bu tepkisi aslında bir uyarı işareti değil, bir ızdırap çığlığı—çünkü sorun çoktan mahkeme salonlarını aşıp tüm sistemi sardı.
Bekir Şahin'in eleştirisi ile Yılmaz Tunç'un devreye girmesi arasındaki mesafe ilginç. Cumhuriyet Başsavcısı "mahkemelerde siyasi söylem kullanılıyor" dediğinde, bu sadece sanığın savunmasından bahsetmiyor. Yargıçların kararlarını açıklarken kullandıkları dil, seçtikleri precedent, hatta duruşmaya çağırdıkları tanıklar—hepsi siyasi bir tercihle yüklü. Gürlek'in muhalefeti doğru, ama eksik. Yargı bağımsızlığı sadece söylemde değil, karar mekanizmasında da yok olmuş durumda.
Türkiye'de mahkemelerin araç haline gelmesi yeni bir olay değil. 2010'larda başlayan "yargı reformları"ndan bu yana, her hükümet döneminde hakimler ve savcılar kendi siyasi çizgilerini belirlediler. Ama son iki-üç yıldır bu durum daha açık hale geldi. Dosya açılması, tanık çağrılması, ceza verilmesi—bunların hepsi artık siyasi hesaplaşmanın aracı. Bir avukatla konuşsan, hukuk devletinin ölü olduğunu söyleyecektir; ama resmi söylem hala "bağımsız yargı" üzerine kurulu.
Gürlek'in tepkisi meşru, ama yetersiz. Çünkü bu sorun tek bir kişinin söylemi değil, sistemin kemikleşmiş yapısı. Mahkeme salonlarından siyaseti çıkarmak için, önce siyaseti mahkemelerin çatısından çıkarmak lazım. Şu anda olan, bunun tam tersi.
Bekir Şahin'in eleştirisi ile Yılmaz Tunç'un devreye girmesi arasındaki mesafe ilginç. Cumhuriyet Başsavcısı "mahkemelerde siyasi söylem kullanılıyor" dediğinde, bu sadece sanığın savunmasından bahsetmiyor. Yargıçların kararlarını açıklarken kullandıkları dil, seçtikleri precedent, hatta duruşmaya çağırdıkları tanıklar—hepsi siyasi bir tercihle yüklü. Gürlek'in muhalefeti doğru, ama eksik. Yargı bağımsızlığı sadece söylemde değil, karar mekanizmasında da yok olmuş durumda.
Türkiye'de mahkemelerin araç haline gelmesi yeni bir olay değil. 2010'larda başlayan "yargı reformları"ndan bu yana, her hükümet döneminde hakimler ve savcılar kendi siyasi çizgilerini belirlediler. Ama son iki-üç yıldır bu durum daha açık hale geldi. Dosya açılması, tanık çağrılması, ceza verilmesi—bunların hepsi artık siyasi hesaplaşmanın aracı. Bir avukatla konuşsan, hukuk devletinin ölü olduğunu söyleyecektir; ama resmi söylem hala "bağımsız yargı" üzerine kurulu.
Gürlek'in tepkisi meşru, ama yetersiz. Çünkü bu sorun tek bir kişinin söylemi değil, sistemin kemikleşmiş yapısı. Mahkeme salonlarından siyaseti çıkarmak için, önce siyaseti mahkemelerin çatısından çıkarmak lazım. Şu anda olan, bunun tam tersi.
00