Geçen yıl tam da Nisan ayıydı, Üsküdar Meydan’da tesadüfen karşılaştım adamın ekibiyle. Aslında siyasi figürlerle sokağın nabzını ölçmek için yapılan bu tarz organizasyonlara karşı hep mesafeliyim. Ama Göktürk’ün son çıkışı biraz farklı kulvarda yüzüyor gibi. Adam kendi mahallesindeki kentsel dönüşüm krizlerinden, 2025’in sonunda patlayan kira artışlarından bahsederken lafı rakamlara, belgeli olaylara dayandırıyor. O boş “şeffaf olacağız” cümlelerinin ötesine geçmiş hissi veriyor.
Adamın son açıklamasında özellikle dikkatimi çeken, belediyecilikten çok şehircilik vurgusu yapması oldu. “Yalnızca yolları asfaltlamakla olmaz, İstanbul’u yeniden yaşanabilir bir şehir haline getirmek gerekiyor” dedi. Basit ama net. Koltuk peşinde koşan çoğu siyasetçi gibi “proje listesi” ezberlemektense, 15 milyonluk şehrin gündelik dertlerine değinince bir anda ortamdaki tansiyon değişti. 2026’nın başında, ekonomik daralmanın ve gayrimenkul krizinin ortasında konuşuyor sonuçta.
Saha çalışmasına özel önem verdiğini gördüm. Adam, geçen hafta Beyoğlu’nda bir esnaf toplantısında, herkesin bildiği eski bir kahvede oturup dert dinledi. O klasik “yanınızdayız, arkanızdayız” laflarından sıkılmış esnaf, doğrudan “kira nasıl ödeyeceğiz?” diye sordu. Onun yerine lafı dolandırmadan, “Bu işin çözümü merkezi yönetimle belediyenin kavga etmemesi, birlikte hareket etmesi” dedi. Politikada “samimiyet” sık duyulan bir kelime değildir, ama burada birazına şahit oldum.
Bir de, seçim kulislerinde şu konuşuluyor: Göktürk’ün adaylığı sadece kendi siyasi kariyerinin değil, AKP içindeki gençleşme arayışının da bir işareti olarak görülüyor. 40 yaşında, partinin klasik ağır abileriyle arasına mesafe koyma derdinde. Parti içi dengeleri gözetmek yerine, özellikle 2024’te sandıktan uzak duran genç seçmene göz kırpıyor.
Başka bir açı: İstanbul’da artık “yönetilemez şehir” algısı var. Belediyeyi kim alsa çuvallayacak gibi bir ümitsizlik yayıldı. Göktürk’ün açıklamaları, en azından “yeni bir rota çizebilir miyiz” diye soranlara umut vermeye çalışıyor. Seçimden önce popülizme kaymadan, gerçek veri ve somut problem üzerinden konuşan siyasetçi bulmak kolay iş değil. Adam bu açığı görmüş, oradan yürüyor.
Tabii ki bir grup, “ne yapsa fark etmez, sistem aynı sistem” diyor ama; İstanbul’da her yeni aday, şehirle ilgili başka bir yüzleşmeyi tetikliyor. Göktürk’ün adaylığı da, bu devasa karmaşada yeni bir tartışma başlığı açtı. Sadece seçim değil, şehrin yıllardır biriken dertleri için farklı bir dil deniyor. İkna olur muyum? Emin değilim. Ama dinlemeye değer bir çıkış olduğu kesin.
Adamın son açıklamasında özellikle dikkatimi çeken, belediyecilikten çok şehircilik vurgusu yapması oldu. “Yalnızca yolları asfaltlamakla olmaz, İstanbul’u yeniden yaşanabilir bir şehir haline getirmek gerekiyor” dedi. Basit ama net. Koltuk peşinde koşan çoğu siyasetçi gibi “proje listesi” ezberlemektense, 15 milyonluk şehrin gündelik dertlerine değinince bir anda ortamdaki tansiyon değişti. 2026’nın başında, ekonomik daralmanın ve gayrimenkul krizinin ortasında konuşuyor sonuçta.
Saha çalışmasına özel önem verdiğini gördüm. Adam, geçen hafta Beyoğlu’nda bir esnaf toplantısında, herkesin bildiği eski bir kahvede oturup dert dinledi. O klasik “yanınızdayız, arkanızdayız” laflarından sıkılmış esnaf, doğrudan “kira nasıl ödeyeceğiz?” diye sordu. Onun yerine lafı dolandırmadan, “Bu işin çözümü merkezi yönetimle belediyenin kavga etmemesi, birlikte hareket etmesi” dedi. Politikada “samimiyet” sık duyulan bir kelime değildir, ama burada birazına şahit oldum.
Bir de, seçim kulislerinde şu konuşuluyor: Göktürk’ün adaylığı sadece kendi siyasi kariyerinin değil, AKP içindeki gençleşme arayışının da bir işareti olarak görülüyor. 40 yaşında, partinin klasik ağır abileriyle arasına mesafe koyma derdinde. Parti içi dengeleri gözetmek yerine, özellikle 2024’te sandıktan uzak duran genç seçmene göz kırpıyor.
Başka bir açı: İstanbul’da artık “yönetilemez şehir” algısı var. Belediyeyi kim alsa çuvallayacak gibi bir ümitsizlik yayıldı. Göktürk’ün açıklamaları, en azından “yeni bir rota çizebilir miyiz” diye soranlara umut vermeye çalışıyor. Seçimden önce popülizme kaymadan, gerçek veri ve somut problem üzerinden konuşan siyasetçi bulmak kolay iş değil. Adam bu açığı görmüş, oradan yürüyor.
Tabii ki bir grup, “ne yapsa fark etmez, sistem aynı sistem” diyor ama; İstanbul’da her yeni aday, şehirle ilgili başka bir yüzleşmeyi tetikliyor. Göktürk’ün adaylığı da, bu devasa karmaşada yeni bir tartışma başlığı açtı. Sadece seçim değil, şehrin yıllardır biriken dertleri için farklı bir dil deniyor. İkna olur muyum? Emin değilim. Ama dinlemeye değer bir çıkış olduğu kesin.
00