İsrail'in Gazze'deki operasyonlarının altı ayını aşmasından bu yana, bölgede yaşanan çatışma artık sadece iki taraflı bir sorun değil. İran'ın Ekim ayında 300'ün üzerinde balistik füze fırlatması ve bunun karşılığında ABD-İsrail ittifakının gösterdiği asimetrik tepkiler, savaşın dinamiğini temelden değiştirdi. Mart başında yaşanan son gelişmeler bunun ne kadar kırılgan bir denge olduğunu gösteriyor.
Askeri açıdan bakıldığında, ABD'nin Doğu Akdeniz'e gönderdiği üçüncü uçak gemisi grubu ve Patriot savunma sistemleri yalnızca savunma amaçlı değil. Bu, İran'a karşı potansiyel bir geniş çaplı operasyonun hazırlığı anlamına geliyor. İsrail ise Gazze'de ve Lübnan sınırında stratejik derinlik kazanmaya çalışırken, aynı anda İran'a karşı da hazırlık yapıyor. Üç cephede savaş yürütmek, hatta hazırlanmak, herhangi bir devlet için ciddi bir kaynak tükenmesi demek.
İran'ın pozisyonu daha zayıf görünüyor ama hesaplaşmaya hazırlanmış. Hezbolah ve Husiler gibi vekil güçleri vardır; bunlar İsrail'in havadan yapacağı bir saldırıyı karşılamada önemli rol oynayabilir. Fakat bu vekillerin sınırlı kapasitesi ve İsrail'in hava üstünlüğü, İran'ın direkt müdahalesini zorunlu kılabilir. Direkt müdahale ise bölgeyi kontrol edilemez bir çatışmaya sürükler.
Ekonomik cephede, petroldeki dalgalanmalar ve Suez Kanalı'ndaki kargo trafiğindeki düşüş, bölgedeki çatışmanın küresel ekonomiyi nasıl etkilediğini gösteriyor. Bir İran-ABD doğrudan savaşı, petrol fiyatlarını 150 doları aşkın seviyelere çıkartabilir; bu da Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeleri derinden etkileyecektir.
Diplomatik kanallar teorik olarak açık ama pratik olarak etkisiz. ABD, İsrail ve İran arasında hiçbir doğrudan görüşme yok. Aracılar (Katar, Mısır) çalışıyor ama mesajlar çarpıtılmış haliyle geçiyor. Bu, kaza sonucu bir çatışmanın yaşanma ihtimalini artırıyor.
Türkiye için ise bu durum, Suriye sınırında kontrollü kalması gereken bir tehdit. Bölgede ABD varlığı artarsa, Kürt grupların silahlanması hızlanır. İran ise Suriye'deki nüfuzunu kaybetmek istemediği için direkt harekete geçebilir. Ankara'nın bu üç tarafı da dengelemesi, giderek imkansız hale geliyor.
Son gelişmelerin gösterdiği şey, çatışmanın artık bir "kontrol edilebilir gerilim" olmaktan çıktığı. Her taraf kırmızı çizgilerini belirlemişse de, birbirinin kırmızı çizgisinin nerede olduğu konusunda anlaşmazlık var. Bu belirsizlik, Mart ayında yaşanan bir iki olayın tüm bölgeyi ateşe satabilece
Askeri açıdan bakıldığında, ABD'nin Doğu Akdeniz'e gönderdiği üçüncü uçak gemisi grubu ve Patriot savunma sistemleri yalnızca savunma amaçlı değil. Bu, İran'a karşı potansiyel bir geniş çaplı operasyonun hazırlığı anlamına geliyor. İsrail ise Gazze'de ve Lübnan sınırında stratejik derinlik kazanmaya çalışırken, aynı anda İran'a karşı da hazırlık yapıyor. Üç cephede savaş yürütmek, hatta hazırlanmak, herhangi bir devlet için ciddi bir kaynak tükenmesi demek.
İran'ın pozisyonu daha zayıf görünüyor ama hesaplaşmaya hazırlanmış. Hezbolah ve Husiler gibi vekil güçleri vardır; bunlar İsrail'in havadan yapacağı bir saldırıyı karşılamada önemli rol oynayabilir. Fakat bu vekillerin sınırlı kapasitesi ve İsrail'in hava üstünlüğü, İran'ın direkt müdahalesini zorunlu kılabilir. Direkt müdahale ise bölgeyi kontrol edilemez bir çatışmaya sürükler.
Ekonomik cephede, petroldeki dalgalanmalar ve Suez Kanalı'ndaki kargo trafiğindeki düşüş, bölgedeki çatışmanın küresel ekonomiyi nasıl etkilediğini gösteriyor. Bir İran-ABD doğrudan savaşı, petrol fiyatlarını 150 doları aşkın seviyelere çıkartabilir; bu da Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeleri derinden etkileyecektir.
Diplomatik kanallar teorik olarak açık ama pratik olarak etkisiz. ABD, İsrail ve İran arasında hiçbir doğrudan görüşme yok. Aracılar (Katar, Mısır) çalışıyor ama mesajlar çarpıtılmış haliyle geçiyor. Bu, kaza sonucu bir çatışmanın yaşanma ihtimalini artırıyor.
Türkiye için ise bu durum, Suriye sınırında kontrollü kalması gereken bir tehdit. Bölgede ABD varlığı artarsa, Kürt grupların silahlanması hızlanır. İran ise Suriye'deki nüfuzunu kaybetmek istemediği için direkt harekete geçebilir. Ankara'nın bu üç tarafı da dengelemesi, giderek imkansız hale geliyor.
Son gelişmelerin gösterdiği şey, çatışmanın artık bir "kontrol edilebilir gerilim" olmaktan çıktığı. Her taraf kırmızı çizgilerini belirlemişse de, birbirinin kırmızı çizgisinin nerede olduğu konusunda anlaşmazlık var. Bu belirsizlik, Mart ayında yaşanan bir iki olayın tüm bölgeyi ateşe satabilece
00