1968’den beri kayıtlara geçen en sıcak üçüncü Şubat ayını yaşamak, sadece termometrelerin değil hayatın da altını oyuyor. İstanbul’un Kadıköy sahilinde dondurma kuyruğu görmek, çocukluğumun karla kaplı Şubat kışlarına sarsıcı bir tokat gibi. O zamanlar Boğaz’da buz tutar, tekneler zorla buz kırardı; şimdi ise sıcaklıklar 17-18 dereceyle baharı aratmazken, kar neredeyse tarih sayfasına karıştı.
Bu anormallik sadece birkaç günlük hava durumu değişikliği değil, uzun süredir devam eden bir sapma. Kışın sert geçtiği 1994’ü hatırlayanlar bilir; o zamanlar evden mont, atkı, beresi çıkarmak söz konusu bile değildi. 2026 Şubat’ı ise montsuz, hatta tişörtlü dolaşmayı olağan hale getirdi. Hadi diyelim iklim değişiyor, peki ya bunun sonuçları? Tarım sektöründe erken çiçek açan badem ağaçları, normalde Mart başında çiçek açardı, şimdi Şubat’ta baharı karşıladı bile. Bu, erken don riskini de beraberinde getiriyor; bahçıvanın yüzü gülmez.
Kışın kar yağışı azalınca yer altı suları beslenemiyor, yazın ise susuz kalma tehlikesi kapıda. Su yönetimi politikalarımız bu alarmı duymayacak kadar mı sessiz? İklim bilimi artık tahmin değil, sabit gerçek: Isınmanın etkileri her yıl biraz daha pervasızca hissediliyor. Türkiye’nin coğrafi çeşitliliği bu tür değişimlere karşı esnek görünse de, ekosistem dengesi sarsılıyor ve bunun faturası ağır olacak.
İklim krizinin kişisel etkisini hisseden biri olarak şunu söylemeliyim: Şubat’a tişörtle çıkmak eğlenceli olabilir ama bunun arkasında ekosistem çöküşü, tarımda dalgalanma, su kıtlığı gibi karanlık tablolar var. Bu sıcaklık rekorları, keyif yapmayı zorlaştıracak türden. Geçmişle kıyasladığınızda, artık ‘normal kış’ anıları nostaljiye dönüyor; bu hızla giderse gelecekte kıştan bahsetmek bile gereksiz olacak. Sıcağın tadını çıkarırken, kaybettiklerimizi unutmamak lazım.
Bu anormallik sadece birkaç günlük hava durumu değişikliği değil, uzun süredir devam eden bir sapma. Kışın sert geçtiği 1994’ü hatırlayanlar bilir; o zamanlar evden mont, atkı, beresi çıkarmak söz konusu bile değildi. 2026 Şubat’ı ise montsuz, hatta tişörtlü dolaşmayı olağan hale getirdi. Hadi diyelim iklim değişiyor, peki ya bunun sonuçları? Tarım sektöründe erken çiçek açan badem ağaçları, normalde Mart başında çiçek açardı, şimdi Şubat’ta baharı karşıladı bile. Bu, erken don riskini de beraberinde getiriyor; bahçıvanın yüzü gülmez.
Kışın kar yağışı azalınca yer altı suları beslenemiyor, yazın ise susuz kalma tehlikesi kapıda. Su yönetimi politikalarımız bu alarmı duymayacak kadar mı sessiz? İklim bilimi artık tahmin değil, sabit gerçek: Isınmanın etkileri her yıl biraz daha pervasızca hissediliyor. Türkiye’nin coğrafi çeşitliliği bu tür değişimlere karşı esnek görünse de, ekosistem dengesi sarsılıyor ve bunun faturası ağır olacak.
İklim krizinin kişisel etkisini hisseden biri olarak şunu söylemeliyim: Şubat’a tişörtle çıkmak eğlenceli olabilir ama bunun arkasında ekosistem çöküşü, tarımda dalgalanma, su kıtlığı gibi karanlık tablolar var. Bu sıcaklık rekorları, keyif yapmayı zorlaştıracak türden. Geçmişle kıyasladığınızda, artık ‘normal kış’ anıları nostaljiye dönüyor; bu hızla giderse gelecekte kıştan bahsetmek bile gereksiz olacak. Sıcağın tadını çıkarırken, kaybettiklerimizi unutmamak lazım.
00