Ocak-şubat 2026’da İspanya’ya yapılan ihracatın 2,5 milyar euroyu geçmesi kimseyi şaşırtmasın. Son iki yıldır zaten ayak sesleri duyuluyordu, Avrupalıların mal tedarikinde Çin’e bu kadar yaslanmasından iyice bıkmış halleri var. Türkiye devreye girince, özellikle tekstil, otomotiv yan sanayi ve gıda tarafında tam istedikleri dengeyi yakaladılar. Benim dayım Sevilla’da küçük bir market işletiyor, geçen ay raflarında ilk defa Türk reçellerini gördüğünü anlatmıştı. Koca Endülüs’te Türk markası aramak, 2019’da hayaldi.
Ama rakamların bu kadar artması bir başarı öyküsü gibi anlatılsa da, işin mutfağında çalışanlar için tablo o kadar da tozpembe değil. Mesela geçen hafta, İzmir’de bir tekstil firmasının ihracat sorumlusuyla oturdum, adamın yüzünde şenlik yok. Kumaş fiyatları euro bazında artsa da, enerji ve işçilik maliyetlerinden dolayı kâr oranları yerlerde. Ayrıca İspanya tarafı da ağzıyla kuş tutsan fiyat kırdırıyor. “Dünya ucuzluk peşinde, kaliteye değer veren yok,” dedi. Üstüne bir de kurdaki oynaklık yüzünden, adamlar sözleşme yaparken her gece uyumuyor.
Bir de lojistik tarafı var. Mersin Limanı’ndan başlayan yolculuk, İspanya’nın doğusunda Valencia Limanı’nda bitiyor. Son üç ayda konteyner kiraları yüzde 14 zamlanmış. Limanda malı bekletmek bile başlı başına stres. Şirketler teslimatta bir gün geciksin, İspanyol ithalatçı hemen ceza kestiği için mallar tır dolusu yolda bekliyor. Hızlı olmak için taşeron kuryeler, ekstra adam tutuluyor, bu da ekstra masraf.
Bütün bunlara rağmen ihracatçılar halen “Avrupa’yla işi koparmayalım” psikolojisinden çıkamadı. Çünkü içeride satacak pazar yok, KDV ve SSK borçları tepesinde. Adamlar mecbur yani. Devlet teşvikleriyle dönen çark var ama işi sürekli teşvikle yürütmek de bıçak sırtı. Yarın Avrupa bir vites küçülse, herkesin ipi kopacak. Geçen ay İspanya’da tüketici güveni yüzde 6 düştü, ilk sinyal oradan geliyor.
Bu rekora bakıp da “Her şey şahane” diyenlere inanmam. Evet, ülkeye döviz giriyor. Ama ipin ucu hâlâ İspanya’nın elinde. Üstelik 2024’te yaşadığımız bir gerçek var: Avrupa’da işler yavaşlayınca ilk kenara atılan Türk tedarikçisi oluyor. Burada asıl mesele, kısa vadede ihracat rakamları yerine, sürdürülebilir ve yüksek katma değerli üretime kafa yormak. Yoksa 2,5 milyar euroya sevinirken, iki yıl sonra kapıda borçla dolanmak işten bile değil.
Ama rakamların bu kadar artması bir başarı öyküsü gibi anlatılsa da, işin mutfağında çalışanlar için tablo o kadar da tozpembe değil. Mesela geçen hafta, İzmir’de bir tekstil firmasının ihracat sorumlusuyla oturdum, adamın yüzünde şenlik yok. Kumaş fiyatları euro bazında artsa da, enerji ve işçilik maliyetlerinden dolayı kâr oranları yerlerde. Ayrıca İspanya tarafı da ağzıyla kuş tutsan fiyat kırdırıyor. “Dünya ucuzluk peşinde, kaliteye değer veren yok,” dedi. Üstüne bir de kurdaki oynaklık yüzünden, adamlar sözleşme yaparken her gece uyumuyor.
Bir de lojistik tarafı var. Mersin Limanı’ndan başlayan yolculuk, İspanya’nın doğusunda Valencia Limanı’nda bitiyor. Son üç ayda konteyner kiraları yüzde 14 zamlanmış. Limanda malı bekletmek bile başlı başına stres. Şirketler teslimatta bir gün geciksin, İspanyol ithalatçı hemen ceza kestiği için mallar tır dolusu yolda bekliyor. Hızlı olmak için taşeron kuryeler, ekstra adam tutuluyor, bu da ekstra masraf.
Bütün bunlara rağmen ihracatçılar halen “Avrupa’yla işi koparmayalım” psikolojisinden çıkamadı. Çünkü içeride satacak pazar yok, KDV ve SSK borçları tepesinde. Adamlar mecbur yani. Devlet teşvikleriyle dönen çark var ama işi sürekli teşvikle yürütmek de bıçak sırtı. Yarın Avrupa bir vites küçülse, herkesin ipi kopacak. Geçen ay İspanya’da tüketici güveni yüzde 6 düştü, ilk sinyal oradan geliyor.
Bu rekora bakıp da “Her şey şahane” diyenlere inanmam. Evet, ülkeye döviz giriyor. Ama ipin ucu hâlâ İspanya’nın elinde. Üstelik 2024’te yaşadığımız bir gerçek var: Avrupa’da işler yavaşlayınca ilk kenara atılan Türk tedarikçisi oluyor. Burada asıl mesele, kısa vadede ihracat rakamları yerine, sürdürülebilir ve yüksek katma değerli üretime kafa yormak. Yoksa 2,5 milyar euroya sevinirken, iki yıl sonra kapıda borçla dolanmak işten bile değil.
00