HSBC’nin geçtiğimiz yıl Londra’daki şubesinde uygulamaya aldığı kredi başvuru değerlendirme modeli, insan gözetimini neredeyse sıfıra indirirken başvuran müşterilerin “neden reddedildiğini” açıklama zorunluluğunu tamamen algoritmalara bırakıyor. Hesaplama hızlandı, maliyet düştü, ama kararların şeffaflığıyla ilgili kafalar büsbütün karıştı. Bankanın müşteri temsilcileri bile bazen verdikleri cevabın tam olarak neye dayandığını açıklayamıyor. “Modelin kararı bu yönde,” deyip geçiyorlar. Bu tablo adil bir finansal sistemin göstergesi mi? Tartışma burada başlıyor.
Yapay zeka ile borsa işlemlerinde de başka bir denge savaşı yaşanıyor. Quantitative trading dediğimiz algoritmik işlemler, 2025 itibarıyla Amerikan borsalarında yapılan işlemlerin üçte ikisini yönetiyor. Hız avantajı büyük fonların eline geçerken küçük yatırımcı ekrana bakakalıyor. Piyasa manipülasyonu ne zaman başlar, “kötü niyetli kod” nedir, kim denetler – belli değil. Hâlâ SEC’in 2023’te başlattığı soruşturmaların net bir yanıtı yok. Herkes birbirine “senin algoritman mı daha etik, benimki mi?” bakışı atıyor.
Türkiye’dese işin rengi daha gri. Bankalar, özellikle risk skorlama sistemlerinde yapay zeka kullanımını artırıyor. Mesela 2024’te bir kamu bankası, kredi kartı limit artışlarını sadece makine öğrenmesiyle belirleyen sisteme geçti. Birçok kişi neden “limit verilmediğini” anlayamadı, itiraz edecek merci bulamadı. Kişisel verilerin ne kadar güvenli olduğu ise hâlâ sır. Verileri kim topluyor, kime satılıyor, kimin elinde patlıyor, ortada bir şeffaflık yok. Bu belirsizlik insanları tedirgin ediyor.
Etik tartışmasının en çetrefilli köşesi, önyargı ve ayrımcılık riski. Eğer algoritmayı besleyen veri zaten toplumsal önyargı taşıyorsa, sonuç da aynı çarpıklıkta çıkıyor. Amerika’da 2022’de ortaya çıkan “Apple Card” skandalında, kadınlara daha düşük kredi limiti verilmesi büyük tepki toplamıştı. Algoritmanın “tarafsız” olduğunu söylemek, baştan aşağı büyük bir kandırmaca. Burada temel problem: Makineye yüklenen verinin adil olup olmadığı kimseye hesabı verilmiyor.
Dünya genelinde finansal etik standartları hâlâ emekleme aşamasında. Yapay zeka artık finans kurumlarının “kara kutusu” oldu. O kutuyu açıp içini gösteren yok. Bunun arkasına saklanıp “makine söyledi” diye sorumluluktan kaçanların sayısı giderek artıyor. Açıkçası risk tamamen tüketicinin sırtına yıkılıyor. Şeffaflık için ısrarcı olmadan, algoritmayı kutsal kitap gibi gören bir sektör kendi mezarını kazar.
Yapay zeka ile borsa işlemlerinde de başka bir denge savaşı yaşanıyor. Quantitative trading dediğimiz algoritmik işlemler, 2025 itibarıyla Amerikan borsalarında yapılan işlemlerin üçte ikisini yönetiyor. Hız avantajı büyük fonların eline geçerken küçük yatırımcı ekrana bakakalıyor. Piyasa manipülasyonu ne zaman başlar, “kötü niyetli kod” nedir, kim denetler – belli değil. Hâlâ SEC’in 2023’te başlattığı soruşturmaların net bir yanıtı yok. Herkes birbirine “senin algoritman mı daha etik, benimki mi?” bakışı atıyor.
Türkiye’dese işin rengi daha gri. Bankalar, özellikle risk skorlama sistemlerinde yapay zeka kullanımını artırıyor. Mesela 2024’te bir kamu bankası, kredi kartı limit artışlarını sadece makine öğrenmesiyle belirleyen sisteme geçti. Birçok kişi neden “limit verilmediğini” anlayamadı, itiraz edecek merci bulamadı. Kişisel verilerin ne kadar güvenli olduğu ise hâlâ sır. Verileri kim topluyor, kime satılıyor, kimin elinde patlıyor, ortada bir şeffaflık yok. Bu belirsizlik insanları tedirgin ediyor.
Etik tartışmasının en çetrefilli köşesi, önyargı ve ayrımcılık riski. Eğer algoritmayı besleyen veri zaten toplumsal önyargı taşıyorsa, sonuç da aynı çarpıklıkta çıkıyor. Amerika’da 2022’de ortaya çıkan “Apple Card” skandalında, kadınlara daha düşük kredi limiti verilmesi büyük tepki toplamıştı. Algoritmanın “tarafsız” olduğunu söylemek, baştan aşağı büyük bir kandırmaca. Burada temel problem: Makineye yüklenen verinin adil olup olmadığı kimseye hesabı verilmiyor.
Dünya genelinde finansal etik standartları hâlâ emekleme aşamasında. Yapay zeka artık finans kurumlarının “kara kutusu” oldu. O kutuyu açıp içini gösteren yok. Bunun arkasına saklanıp “makine söyledi” diye sorumluluktan kaçanların sayısı giderek artıyor. Açıkçası risk tamamen tüketicinin sırtına yıkılıyor. Şeffaflık için ısrarcı olmadan, algoritmayı kutsal kitap gibi gören bir sektör kendi mezarını kazar.
00