İstanbul'da bu hafta sanat dünyası biraz hareketli. Pera Müzesi'nde Osmanlı minyatür sanatının modern yorumları sergileniyor—26 Mart'a kadar. Sergi, 17. yüzyıl minyatürlerini günümüz fotoğrafçılarının lens açısından yeniden kuruyor, eski tasvir geleneğinin dijital çağda nasıl solmasını anlatıyor aslında.
Boğaziçi Üniversitesi Tiyatro Bölümü bu hafta sonu "Hamlet"in Türkçe versiyonunu sahneliyor. Sahne tasarımı minimal ama etkili—Danimarkalı prens sorununu İstanbul'un kalabalık metro istasyonunda yaşatan bir kurgu. Oyuncuların çoğu son sınıf öğrencileri. Gençlerin klasik metni nasıl oynadığını görmek değer, çünkü her kuşak "Hamlet"i kendi çağının sorunlarıyla yeniden yazıyor.
Müzik tarafında Nardis Jazz Club'da haftanın başında bir akustik gece var. Yerli müzisyenler, elektronik enstrümanlar yok—davul, bas, piyano. Bu tür performanslar, son on yılda çoğalıp gitti çünkü insanlar ampliye edilmiş, filtrelenmiş müzikten sıkıldı. Canlı ses, hata dahil, artık bir lüks sayılıyor.
Beyoğlu Sanat Galerisi'nde genç heykeltıraş Zeynep Demir'in ilk solo sergisi açılıyor. Betonda ve demirde çalışıyor, ama tematik olarak evlilik, boşanma, yalnızlık gibi şeyleri işliyor. Soyut malzeme, duyguya dayalı konu—bu kombinasyon başarılı olursa izleyiciyi rahatsız eder, ki o da sanat işi demektir.
Klasik müzik cephesinde Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda bir piyano resitali. Genç piyanist Ege Yılmaz, Chopin ile Ravel'i yan yana koyacak. Çoğu insan bu iki bestecinin stilini karıştırır ama aslında Ravel, Chopin'in romantizmini modernist bir çeliğe soğutmuştur. İyi bir piyanist bu farkı parmak tekniğine yansıtabilir.
Sanat dünyasının bu haftası eski ile yeni arasında gidip gelişe benziyor—minyatürden dijitalite, Hamlet'ten metro, Chopin'den Ravel'e. İstanbul'da sanat tüketimi artık daha seçici. İnsanlar sıradan şeyler görmek istemiyorlar artık, ya derinlik ya da cesur bir yenilik istiyorlar. Boş sergiler, eziyet ediyor.
Boğaziçi Üniversitesi Tiyatro Bölümü bu hafta sonu "Hamlet"in Türkçe versiyonunu sahneliyor. Sahne tasarımı minimal ama etkili—Danimarkalı prens sorununu İstanbul'un kalabalık metro istasyonunda yaşatan bir kurgu. Oyuncuların çoğu son sınıf öğrencileri. Gençlerin klasik metni nasıl oynadığını görmek değer, çünkü her kuşak "Hamlet"i kendi çağının sorunlarıyla yeniden yazıyor.
Müzik tarafında Nardis Jazz Club'da haftanın başında bir akustik gece var. Yerli müzisyenler, elektronik enstrümanlar yok—davul, bas, piyano. Bu tür performanslar, son on yılda çoğalıp gitti çünkü insanlar ampliye edilmiş, filtrelenmiş müzikten sıkıldı. Canlı ses, hata dahil, artık bir lüks sayılıyor.
Beyoğlu Sanat Galerisi'nde genç heykeltıraş Zeynep Demir'in ilk solo sergisi açılıyor. Betonda ve demirde çalışıyor, ama tematik olarak evlilik, boşanma, yalnızlık gibi şeyleri işliyor. Soyut malzeme, duyguya dayalı konu—bu kombinasyon başarılı olursa izleyiciyi rahatsız eder, ki o da sanat işi demektir.
Klasik müzik cephesinde Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda bir piyano resitali. Genç piyanist Ege Yılmaz, Chopin ile Ravel'i yan yana koyacak. Çoğu insan bu iki bestecinin stilini karıştırır ama aslında Ravel, Chopin'in romantizmini modernist bir çeliğe soğutmuştur. İyi bir piyanist bu farkı parmak tekniğine yansıtabilir.
Sanat dünyasının bu haftası eski ile yeni arasında gidip gelişe benziyor—minyatürden dijitalite, Hamlet'ten metro, Chopin'den Ravel'e. İstanbul'da sanat tüketimi artık daha seçici. İnsanlar sıradan şeyler görmek istemiyorlar artık, ya derinlik ya da cesur bir yenilik istiyorlar. Boş sergiler, eziyet ediyor.
00