Kulüp yöneticilerinin ağzına pelesenk olmuş bir cümle: “Taraftarımızdan ve camiamızdan özür diliyoruz.” Bu lafı 90’larda yılda bir kez duyarsak şaşırırdık, şimdi ise sezon başına üç-dört defa geliyor. Artık formalite, adetten. İyi niyetli bir pişmanlık gibi değil; daha çok “Yine olmadı, idare edin” tavrı var arkasında.
Geçen hafta Kadıköy’de tribünler 80. dakikadan sonra boşalmaya başladı. Saha içinde ruhsuz bir takım, kenarda donuk bir teknik ekip, yönetim ise maç sonu mikrofon başında yine aynı şablonu okuyor. Eskiden böyle anlar istisnaydı, şimdi alışkanlık. 1996’da Trabzonspor’un şampiyonluğu kaçırdığı gün, rahmetli Özkan Sümer’in yüzü hâlâ gözümün önünde: Kameralara utançla bakmış, tek bir cümle kurmuştu, “Şehrimize mahcup olduk.” Net, kısa, ağır.
Şimdi iş başka. PR ekibi hazır metin yazıyor, sosyal medya yöneticisi postu hazırlıyor. “Camiamızdan özür diliyoruz” yazınca sanki her şey yoluna girecek. Kulüp kültürü lafa döküldü, icraatı yok. Taraftar ise samimiyet arıyor, laf değil. 2023-2026 arasında kaç yönetici, kaç teknik adam, kaç sportif direktör geldi geçti; değişmeyen tek şey bu özür metinleri.
Özürün anlamı küçüldü. Yalnızca skor kötü gittiğinde değil; transfer tutmayınca, altyapı ihmal edilince, ekonomik tablo çuvallayınca da aynısı. Eskinin yöneticileri hata yaptığında koltuğu bırakmayı bilirdi. Şimdi koltuğa sıkı sıkı yapışıp sosyal medya hesabından içi boş bir “üzgünüz” paylaşmak yeterli sayılıyor.
Şunu unutanlar var: Taraftarın camiaya güveni bir metinle, bir lafla tazelenmez. İcraat gerekir, tutarlılık gerekir. Eğer “özür” her seferinde aynı şekilde tekrar ediyorsa, o özrün de bir değeri kalmaz. Eskiden camia ve yönetim arasında gerçek bir bağ vardı, şimdi ise çoğu zaman iki taraf da birbirine yabancı.
Bir yerde kulüp yöneticisi, taraftarının karşısına geçip gerçekten ne hissettiğini anlatamadığında; “özür” de sadece bir kelimeye dönüşüyor. Sahada mücadele yoksa, tribünde heyecan sönmüşse, yönetim samimiyetten uzaksa o zaman kelimeler, tabelaya asılmış reklamdan başka bir anlam taşımıyor.
Bugün sosyal medya çağında özür dilemek kolay, icraat zor. Taraftarın beklediği ise artık bir metin değil, adam gibi hesap vermek.
Geçen hafta Kadıköy’de tribünler 80. dakikadan sonra boşalmaya başladı. Saha içinde ruhsuz bir takım, kenarda donuk bir teknik ekip, yönetim ise maç sonu mikrofon başında yine aynı şablonu okuyor. Eskiden böyle anlar istisnaydı, şimdi alışkanlık. 1996’da Trabzonspor’un şampiyonluğu kaçırdığı gün, rahmetli Özkan Sümer’in yüzü hâlâ gözümün önünde: Kameralara utançla bakmış, tek bir cümle kurmuştu, “Şehrimize mahcup olduk.” Net, kısa, ağır.
Şimdi iş başka. PR ekibi hazır metin yazıyor, sosyal medya yöneticisi postu hazırlıyor. “Camiamızdan özür diliyoruz” yazınca sanki her şey yoluna girecek. Kulüp kültürü lafa döküldü, icraatı yok. Taraftar ise samimiyet arıyor, laf değil. 2023-2026 arasında kaç yönetici, kaç teknik adam, kaç sportif direktör geldi geçti; değişmeyen tek şey bu özür metinleri.
Özürün anlamı küçüldü. Yalnızca skor kötü gittiğinde değil; transfer tutmayınca, altyapı ihmal edilince, ekonomik tablo çuvallayınca da aynısı. Eskinin yöneticileri hata yaptığında koltuğu bırakmayı bilirdi. Şimdi koltuğa sıkı sıkı yapışıp sosyal medya hesabından içi boş bir “üzgünüz” paylaşmak yeterli sayılıyor.
Şunu unutanlar var: Taraftarın camiaya güveni bir metinle, bir lafla tazelenmez. İcraat gerekir, tutarlılık gerekir. Eğer “özür” her seferinde aynı şekilde tekrar ediyorsa, o özrün de bir değeri kalmaz. Eskiden camia ve yönetim arasında gerçek bir bağ vardı, şimdi ise çoğu zaman iki taraf da birbirine yabancı.
Bir yerde kulüp yöneticisi, taraftarının karşısına geçip gerçekten ne hissettiğini anlatamadığında; “özür” de sadece bir kelimeye dönüşüyor. Sahada mücadele yoksa, tribünde heyecan sönmüşse, yönetim samimiyetten uzaksa o zaman kelimeler, tabelaya asılmış reklamdan başka bir anlam taşımıyor.
Bugün sosyal medya çağında özür dilemek kolay, icraat zor. Taraftarın beklediği ise artık bir metin değil, adam gibi hesap vermek.
00