Çocukken Bakırköy’deki eski esnaf lokantalarında duvarlar yağlı boya, masa örtüleri lekeliydi, tabaklardaki kuru fasulye efsane olurdu ama ortamdan keyif almak diye bir şey konuşulmazdı. Şimdi 2026’da, Nişantaşı’nda bir kafede pencere önünde camdan sarkan devasa bitkiler, rustik avizeler, hatta duvarda neon yazılar olmazsa o kahvaltı tabağı 250 lira etmiyor. Mekanın kokusu, sandalye rahatlığı, hatta çalan müziğin tonu bile iştahı etkiliyor. Son üç yılda sosyal medya yüzünden insanlar “güzel fotoğraf” çekilecek mekan peşinde, yemeğin tadından önce dekor konuşuluyor. Sırf dekoru iyi diye rezalet yemeklere sabır gösteren kalabalıklar gördüm. Eskiden yemek için mekana gidilirdi, şimdi mekan için yemek yeniyor. Şahsen, hâlâ dökülen sandalyede, dertsiz dertsiz sulu tencere yemeği yediğim günleri arıyorum.
00