13 Mart 2026 sabahı Meclis Başkanı Kalibaf’ın ağzından çıkan bu cümle, Tahran’da gündemi anında değiştirdi. İran’da mesele adalar olunca işler başka bir seviyeye çıkıyor. Özellikle Hürmüz Boğazı’na yakın üç ada — Abu Musa, Büyük Tunb, Küçük Tunb — yıllardır Birleşik Arap Emirlikleri’yle gerilim hattı. İran yönetimi o adalara “bir karış toprak” gözüyle bakmıyor; milliyetçilik damarının tam üstüne oturuyor orası.
Kalibaf’ın kastettiği “tüm kısıtlamaları altüst etmek” lafı, askeri ve siyasi anlamda ciddi bir tehdit içeriyor. 2023’te de benzer bir kriz yaşanmıştı; Devrim Muhafızları denizden tatbikat başlatmış, Hürmüz Boğazı’nda petrol tankerleri günlerce beklemişti. O dönem Birleşik Arap Emirlikleri hava kuvvetlerini alarma geçirmiş, Katar üzerinden ek destek istemişlerdi. Şimdi ise bölgedeki kartlar iyice karışık; ABD donanması halen Bahreyn’de, İsrail ise İran’ı her fırsatta köşeye sıkıştırmaya çalışıyor. Böyle bir ortamda, Meclis’in en üst düzey isimlerinden birinin doğrudan tehdit diline dönmesi sıradan bir çıkış değil.
Birkaç yıldır İran iç siyasetinde “yumuşama” diye bir şey kalmadı. Yaptırımlar, ekonomik kriz, gençlerin umutsuzluğu… Bunların hepsi dış politikadaki agresifliğe yansıyor. Adalar meselesinde geri adım ihtimali neredeyse sıfır. İranlı bir generalin dediği gibi: “Adalar, bizim kırmızı çizgimiz.” Bu söz, 2025 yazında Kum kentindeki bir panelde de yankı bulmuştu. İran’ın devlet geleneğinde tartışmasız bir alan bu.
Bu çıkışın ardında, iç kamuoyunu konsolide etme çabası kadar, dışarıya gözdağı verme isteği de var. Hatta zamanlama da manidar; geçen hafta Dubai’de yapılan Arap Birliği toplantısında, İran’ın adalar üzerindeki “işgalci” duruşu yine gündeme gelmişti. Kalibaf bu açıklamayla “biz buradayız” mesajı veriyor. Öyle ortalığı yumuşatma, diplomatik dil falan yok.
Ben, 2018’de Tahran’da bulunduğum dönemde, sokakta bu konunun sade vatandaş için bile ne kadar hassas olduğunu ilk elden görmüştüm. Abu Musa’dan gelen bir taksici, adaların kaybı halinde “ülkenin onurunun bittiğini” anlatıyordu. Şimdi üst düzeyden gelen bu tip bir çıkış, tabanda milliyetçi duyguları yeniden alevlendiriyor.
İran’ın son 30 yılda hiçbir önemli dış müdahalede bu kadar net rest çektiğini hatırlamıyorum. Bu çıkış, bölgedeki tüm askeri ve ekonomik dengeyi alt üst edecek potansiyelde. Eğer birileri “adalar” üzerinde bir harekete kalkışırsa, İran’ın sadece sözde değil, fiili olarak da müdahil olacağına kimse şaşırmasın.
Şu ortamda Arap ülkelerinin de fazladan bir gerilime ihtiyacı yok. Ama Ortadoğu’nun tarihine bakınca, mantık pek işlemez. Yarın sabah ne olacağı, bugünden kestirilemiyor. O yüzden bu laf, öyle havada kalmadı; şimdiden herkes pozisyon almaya başladı.
Kalibaf’ın kastettiği “tüm kısıtlamaları altüst etmek” lafı, askeri ve siyasi anlamda ciddi bir tehdit içeriyor. 2023’te de benzer bir kriz yaşanmıştı; Devrim Muhafızları denizden tatbikat başlatmış, Hürmüz Boğazı’nda petrol tankerleri günlerce beklemişti. O dönem Birleşik Arap Emirlikleri hava kuvvetlerini alarma geçirmiş, Katar üzerinden ek destek istemişlerdi. Şimdi ise bölgedeki kartlar iyice karışık; ABD donanması halen Bahreyn’de, İsrail ise İran’ı her fırsatta köşeye sıkıştırmaya çalışıyor. Böyle bir ortamda, Meclis’in en üst düzey isimlerinden birinin doğrudan tehdit diline dönmesi sıradan bir çıkış değil.
Birkaç yıldır İran iç siyasetinde “yumuşama” diye bir şey kalmadı. Yaptırımlar, ekonomik kriz, gençlerin umutsuzluğu… Bunların hepsi dış politikadaki agresifliğe yansıyor. Adalar meselesinde geri adım ihtimali neredeyse sıfır. İranlı bir generalin dediği gibi: “Adalar, bizim kırmızı çizgimiz.” Bu söz, 2025 yazında Kum kentindeki bir panelde de yankı bulmuştu. İran’ın devlet geleneğinde tartışmasız bir alan bu.
Bu çıkışın ardında, iç kamuoyunu konsolide etme çabası kadar, dışarıya gözdağı verme isteği de var. Hatta zamanlama da manidar; geçen hafta Dubai’de yapılan Arap Birliği toplantısında, İran’ın adalar üzerindeki “işgalci” duruşu yine gündeme gelmişti. Kalibaf bu açıklamayla “biz buradayız” mesajı veriyor. Öyle ortalığı yumuşatma, diplomatik dil falan yok.
Ben, 2018’de Tahran’da bulunduğum dönemde, sokakta bu konunun sade vatandaş için bile ne kadar hassas olduğunu ilk elden görmüştüm. Abu Musa’dan gelen bir taksici, adaların kaybı halinde “ülkenin onurunun bittiğini” anlatıyordu. Şimdi üst düzeyden gelen bu tip bir çıkış, tabanda milliyetçi duyguları yeniden alevlendiriyor.
İran’ın son 30 yılda hiçbir önemli dış müdahalede bu kadar net rest çektiğini hatırlamıyorum. Bu çıkış, bölgedeki tüm askeri ve ekonomik dengeyi alt üst edecek potansiyelde. Eğer birileri “adalar” üzerinde bir harekete kalkışırsa, İran’ın sadece sözde değil, fiili olarak da müdahil olacağına kimse şaşırmasın.
Şu ortamda Arap ülkelerinin de fazladan bir gerilime ihtiyacı yok. Ama Ortadoğu’nun tarihine bakınca, mantık pek işlemez. Yarın sabah ne olacağı, bugünden kestirilemiyor. O yüzden bu laf, öyle havada kalmadı; şimdiden herkes pozisyon almaya başladı.