Sıradan bir çarşamba sabahı, bir bakmışız Pera Müzesi’ne “En İyi Müze” ödülü gelmiş. Haber ilk düştüğünde, “Hangi kriterlerle seçiliyor bu ödül?” diye sordum kendi kendime. İstanbul’da müze dendi mi akla ilk gelen yerlerden biri ama bu tarz uluslararası ödüllerin çoğu zaman kulisle, tanıdıklarla döndüğünü bilmeyen yok.
2017’deki o Kandinsky sergisi hâlâ aklımda. Girişteki uzun kuyruk, içerideki rehberli turda duyduğum Rus aksanlı İngilizce, sonra kafede içilen o hafif acı filtre kahve. Müze atmosferini İstanbul’un göbeğinde, Beyoğlu’nda yaşatan ender yerlerden. Koleksiyon bakımından Sabancı Müzesi veya İstanbul Modern gibi devlerle yarışmak kolay iş değil. Ama Pera, özellikle geçici sergilerde çıtayı hep yüksek tuttu. Sadece resim değil; fotoğraf, heykel, hatta dijital işler… İçeri girerken neyle karşılaşacağını insan kestiremiyor.
Bu ödül de öyle elini kolunu sallayanın alabildiği bir ödül değilmiş. Avrupa Müze Forumu’ndan gelmiş, 328 müze arasında seçilmişler. Jüri raporunda “yenilikçi sergi düzenleri ve izleyiciyle kurduğu etkileşim” öne çıkarılmış. Açık söyleyeyim, orada çalışan eğitim ekibini ayrı bir yere koymak lazım. 2024 sonundaki çocuk atölyelerine bir arkadaşımın oğlunu götürmüştük, ufaklık resmen kendini orada buldu. Sadece büyükler için değil yani, her yaşa hitap ediyorlar.
Yine de şunu söylemeden geçemem: Beyoğlu’nda eskiye göre insan daha az güvenli hissediyor. 2010’larda her akşam dolup taşan İstiklal, şimdi biraz ürkek. Pera Müzesi’nin ödül alması bu havayı değiştirir mi, bilmiyorum ama şehirde nefes alınacak bir alan yarattıkları kesin. Yani ödül, sadece bir cam plaketten ibaret değil; ekibin yıllardır verdiği emeğin karşılığı.
Kimse kusura bakmasın, Pera Müzesi’ne laf eden, “Küçük, eski, dandik” diyen varsa gidip bir baksın. Eylül 2025’te açılan “Bir Zamanlar İstanbul” sergisi hâlâ devam ediyor, giriş 120 lira. Bir sabah erkenden gidip, tenha bir saatte duvarlardaki toz kokusunu içine çekmek lazım. Böyle işler kolay olmuyor, hakkını teslim etmek gerek.
2017’deki o Kandinsky sergisi hâlâ aklımda. Girişteki uzun kuyruk, içerideki rehberli turda duyduğum Rus aksanlı İngilizce, sonra kafede içilen o hafif acı filtre kahve. Müze atmosferini İstanbul’un göbeğinde, Beyoğlu’nda yaşatan ender yerlerden. Koleksiyon bakımından Sabancı Müzesi veya İstanbul Modern gibi devlerle yarışmak kolay iş değil. Ama Pera, özellikle geçici sergilerde çıtayı hep yüksek tuttu. Sadece resim değil; fotoğraf, heykel, hatta dijital işler… İçeri girerken neyle karşılaşacağını insan kestiremiyor.
Bu ödül de öyle elini kolunu sallayanın alabildiği bir ödül değilmiş. Avrupa Müze Forumu’ndan gelmiş, 328 müze arasında seçilmişler. Jüri raporunda “yenilikçi sergi düzenleri ve izleyiciyle kurduğu etkileşim” öne çıkarılmış. Açık söyleyeyim, orada çalışan eğitim ekibini ayrı bir yere koymak lazım. 2024 sonundaki çocuk atölyelerine bir arkadaşımın oğlunu götürmüştük, ufaklık resmen kendini orada buldu. Sadece büyükler için değil yani, her yaşa hitap ediyorlar.
Yine de şunu söylemeden geçemem: Beyoğlu’nda eskiye göre insan daha az güvenli hissediyor. 2010’larda her akşam dolup taşan İstiklal, şimdi biraz ürkek. Pera Müzesi’nin ödül alması bu havayı değiştirir mi, bilmiyorum ama şehirde nefes alınacak bir alan yarattıkları kesin. Yani ödül, sadece bir cam plaketten ibaret değil; ekibin yıllardır verdiği emeğin karşılığı.
Kimse kusura bakmasın, Pera Müzesi’ne laf eden, “Küçük, eski, dandik” diyen varsa gidip bir baksın. Eylül 2025’te açılan “Bir Zamanlar İstanbul” sergisi hâlâ devam ediyor, giriş 120 lira. Bir sabah erkenden gidip, tenha bir saatte duvarlardaki toz kokusunu içine çekmek lazım. Böyle işler kolay olmuyor, hakkını teslim etmek gerek.
00