Çarşamba sabahı Bahçelievler’de emniyet ekipleri 13 kişiyi apar topar gözaltına aldı, sebep: sahte ikametgah. Olayın geçtiği apartmanlardan biri, 1980’lerden kalma gri bir blok. Bir daireye 11 kişi, diğerine 8 kişi kayıtlı çıkıyor; ama içeride oturan tek bir aile var, o da habersiz. Polis, sabah 06.45’te kapıyı çaldığında apartman yöneticisi bile şaşırıyor.
Bu işler öyle sokaktan geçenin aklına gelecek “küçük dolandırıcılık” değil. Sistemdeki açık neredeyse ağzına kadar açık: Nüfus müdürlüğüne gidip, “Ben X adresine taşındım” diyorsun, yanına iki de tanık buldun mu işlem tamam. Denetim neredeyse sıfıra yakın. Adam, Bahçelievler’de oturmadan orada gözüküyor. İşin tuhafı, bu sahte adresin çoğu zaman yalnızca kağıt üzerinde kalması; kimse gidip “Gerçekten burada mısın?” diye bakmıyor.
Geçen sene Kadıköy’de bir emlakçıdan kiralık daire ararken benzer bir dolandırıcılık teklifi aldım. Adam açık açık “İkametgahını buraya aldırmak istiyorsan, hallederiz abla” dedi. Parası 3 bin lira, belgeler 1 günde hazırlanıyor. Anlaşan çokmuş, özellikle üniversite öğrencileri ve seçim zamanı taşra seçmeni için bu yöntem yaygın. Yani mesele sadece “bir kağıt doldurma” değil, memleketin seçmen dengesine, sosyal yardımların dağılımına, güvenlik kaygılarına kadar gidiyor.
Bir de işin göçmen boyutu var. Suriyeli veya Orta Asyalı göçmenler, topluca aynı adrese kaydediliyor. Sonra ev sahipleri “Benim evimde 9 kişi mi oturuyor?” diye şaşkın. Emniyet kayıtlarına bakınca adres başına bazen 30-40 kişi çıkıyor, çoğu orada yaşamıyor bile.
Burada devletin görevi net: Adres beyanı kontrollü olmalı, sahada denetim şart. Nüfus müdürlüklerinde “adres kontrol ekibi” yok. Her şeyi beyana dayamışlar, kontrol sıfır. Bu yüzden en masumane “okul kaydı” için yapılan usulsüzlük bile zincirleme şekilde başka dolandırıcılıklara kapı açıyor. Ayrıca bu kadar kolay oynanabilen bir sistem, seçimde sandık dengelerinin değişmesine de zemin hazırlıyor.
Geçen yıl Konya’da benzer olay olmuştu, bu sefer sayı 7 idi. Her seferinde hikaye aynı: ya bir emlakçı, ya tanıdık bir muhtar işin içinde. 2026 yılında hâlâ kağıt üstünde insan kaydırmak bu kadar basit olmamalı. Adres denetimi ve kayıt güvenliği, sandığa kadar uzanan ciddi bir milli güvenlik meselesine dönüştü.
Kimlik, adres meselesi hafife alınacak iş değil. Bir sabah senin evine de “Burada 10 kişi mi yaşıyor?” diye polis dayanabilir. Sistemin açığını kullananlar, hem kendine yol açıyor hem de herkesi zan altında bırakıyor. Yasal boşluklar, bir avuç insanın çıkarı için binlerce kişiye dokunuyor. Şimdi gözaltına alınan 13 kişiyle bu iş biter mi? Sanmam. Ama bir yerden başlamak şart.
Bu işler öyle sokaktan geçenin aklına gelecek “küçük dolandırıcılık” değil. Sistemdeki açık neredeyse ağzına kadar açık: Nüfus müdürlüğüne gidip, “Ben X adresine taşındım” diyorsun, yanına iki de tanık buldun mu işlem tamam. Denetim neredeyse sıfıra yakın. Adam, Bahçelievler’de oturmadan orada gözüküyor. İşin tuhafı, bu sahte adresin çoğu zaman yalnızca kağıt üzerinde kalması; kimse gidip “Gerçekten burada mısın?” diye bakmıyor.
Geçen sene Kadıköy’de bir emlakçıdan kiralık daire ararken benzer bir dolandırıcılık teklifi aldım. Adam açık açık “İkametgahını buraya aldırmak istiyorsan, hallederiz abla” dedi. Parası 3 bin lira, belgeler 1 günde hazırlanıyor. Anlaşan çokmuş, özellikle üniversite öğrencileri ve seçim zamanı taşra seçmeni için bu yöntem yaygın. Yani mesele sadece “bir kağıt doldurma” değil, memleketin seçmen dengesine, sosyal yardımların dağılımına, güvenlik kaygılarına kadar gidiyor.
Bir de işin göçmen boyutu var. Suriyeli veya Orta Asyalı göçmenler, topluca aynı adrese kaydediliyor. Sonra ev sahipleri “Benim evimde 9 kişi mi oturuyor?” diye şaşkın. Emniyet kayıtlarına bakınca adres başına bazen 30-40 kişi çıkıyor, çoğu orada yaşamıyor bile.
Burada devletin görevi net: Adres beyanı kontrollü olmalı, sahada denetim şart. Nüfus müdürlüklerinde “adres kontrol ekibi” yok. Her şeyi beyana dayamışlar, kontrol sıfır. Bu yüzden en masumane “okul kaydı” için yapılan usulsüzlük bile zincirleme şekilde başka dolandırıcılıklara kapı açıyor. Ayrıca bu kadar kolay oynanabilen bir sistem, seçimde sandık dengelerinin değişmesine de zemin hazırlıyor.
Geçen yıl Konya’da benzer olay olmuştu, bu sefer sayı 7 idi. Her seferinde hikaye aynı: ya bir emlakçı, ya tanıdık bir muhtar işin içinde. 2026 yılında hâlâ kağıt üstünde insan kaydırmak bu kadar basit olmamalı. Adres denetimi ve kayıt güvenliği, sandığa kadar uzanan ciddi bir milli güvenlik meselesine dönüştü.
Kimlik, adres meselesi hafife alınacak iş değil. Bir sabah senin evine de “Burada 10 kişi mi yaşıyor?” diye polis dayanabilir. Sistemin açığını kullananlar, hem kendine yol açıyor hem de herkesi zan altında bırakıyor. Yasal boşluklar, bir avuç insanın çıkarı için binlerce kişiye dokunuyor. Şimdi gözaltına alınan 13 kişiyle bu iş biter mi? Sanmam. Ama bir yerden başlamak şart.
00