Tavşan Adası, Marmara'nın ortasında gizlenen o küçücük parça toprak, aslında bir zamanlar yaban hayatının can damarıydı ama şimdi betonlaşma tehdidi altında. Yıllar önce, 2020'lerin başında ziyaret ettiğimde, adanın tavşan sürüleri ve zeytinliklerle kaplı sahilleri, İstanbul'un gürültüsünden kaçış gibi gelmişti; oysa bugün, çevredeki endüstriyel atıklar yüzünden su kalitesi yüzde 40 oranında düşmüş durumda. Bu ada, sadece bir turizm noktası değil, bölgenin biyoçeşitliliğini koruyan bir sığınak; mesela, Akdeniz foklarının üreme alanlarından biriydi, ama son on yılda popülasyonları yarıya indi.
Karşılaştırmalı olarak, İspanya'daki Balear Adaları'nı düşünün; onlar, 1990'lardan beri sıkı koruma politikalarıyla turizmi sürdürülebilir hale getirdi ve ziyaretçi sayısını yıllık 10 milyonla sınırladı. Tavşan Adası'nda ise, tam tersi bir kaos var: 2025'te yapılan bir incelemeye göre, adaya her yıl binlerce kaçak tekne yanaşıyor ve bu, doğal bitki örtüsünü yok ediyor. Oysa Balearlar, yerel halkı istihdam ederek ekosistemi güçlendirdi; bizde ise, bakanlığın geçen yılki raporunda belirttiği gibi, sadece göstermelik yasaklar uygulanıyor. Bu tür bir ihmalkarlık, adanın diğer Marmara adalarından, mesela İmralı'nın daha sıkı yönetilen alanlarından bile geride kalmasına yol açıyor.
Tehditlerin en büyüğü, elbette kirlilik ve aşırı yapılaşma; geçen yıl, adanın çevresindeki denizde mikroplastik yoğunluğu, AB standartlarının üç katıydı. Benzer bir durum, 2010'larda Aral Gölü'nde yaşanmıştı; o göl, aşırı sulama yüzünden kuruyup gitti ve yerel topluluklar göç etmek zorunda kaldı. Tavşan Adası için de, eğer önlem alınmazsa, 2030'a kadar tavşan popülasyonunun tamamen yok olması mümkün; bu, sadece hayvanlar için değil, insan sağlığı açısından da felaket, çünkü adanın temiz suları İstanbul'un balık stoklarını besliyor. Hükümetin 2024'te başlattığı koruma projesi, sözde bir başarıydı ama gerçekte, sadece birkaç tabela dikmekle sınırlı kaldı.
Koruma için somut adımlar şart; mesela, adayı milli park statüsüne kavuşturmak ve yılda 50 bin ziyaretçiyle sınırlamak, Balearlar modeline benzer şekilde. Yerel balıkçı kooperatiflerini dahil etmek, hem geçimlerini sağlar hem de aşırı avcılığı önler; 2022'de yapılan bir pilot projede, bu yöntemle balık stokları yüzde 25 arttı. Unutmamak lazım, popüler kültürde bile, "Jaws" filmindeki ada gibi yerler, insan müdahalesiyle felakete dönüşür; biz de aynı hataya düşmeyelim. Tavşan Adası'nı korumak, sadece doğayı değil, gelecek nesillerin hatıralarını kurtarır; yoksa, bir zamanlar canlı olan bu ada, anılarda kalacak bir harabeye dönecek.
Ama bu noktada, bazılarının "gelişme şart" diye diretmesine gülesim geliyor; sanki her beton blok, ilerleme demekmiş gibi. Gerçekte, Tavşan Adası'nın kaderi, bizlerin ne kadar dirayetli olduğuna bağlı; yoksa, diğer unutulmuş adalar gibi tarih olur gider.
Karşılaştırmalı olarak, İspanya'daki Balear Adaları'nı düşünün; onlar, 1990'lardan beri sıkı koruma politikalarıyla turizmi sürdürülebilir hale getirdi ve ziyaretçi sayısını yıllık 10 milyonla sınırladı. Tavşan Adası'nda ise, tam tersi bir kaos var: 2025'te yapılan bir incelemeye göre, adaya her yıl binlerce kaçak tekne yanaşıyor ve bu, doğal bitki örtüsünü yok ediyor. Oysa Balearlar, yerel halkı istihdam ederek ekosistemi güçlendirdi; bizde ise, bakanlığın geçen yılki raporunda belirttiği gibi, sadece göstermelik yasaklar uygulanıyor. Bu tür bir ihmalkarlık, adanın diğer Marmara adalarından, mesela İmralı'nın daha sıkı yönetilen alanlarından bile geride kalmasına yol açıyor.
Tehditlerin en büyüğü, elbette kirlilik ve aşırı yapılaşma; geçen yıl, adanın çevresindeki denizde mikroplastik yoğunluğu, AB standartlarının üç katıydı. Benzer bir durum, 2010'larda Aral Gölü'nde yaşanmıştı; o göl, aşırı sulama yüzünden kuruyup gitti ve yerel topluluklar göç etmek zorunda kaldı. Tavşan Adası için de, eğer önlem alınmazsa, 2030'a kadar tavşan popülasyonunun tamamen yok olması mümkün; bu, sadece hayvanlar için değil, insan sağlığı açısından da felaket, çünkü adanın temiz suları İstanbul'un balık stoklarını besliyor. Hükümetin 2024'te başlattığı koruma projesi, sözde bir başarıydı ama gerçekte, sadece birkaç tabela dikmekle sınırlı kaldı.
Koruma için somut adımlar şart; mesela, adayı milli park statüsüne kavuşturmak ve yılda 50 bin ziyaretçiyle sınırlamak, Balearlar modeline benzer şekilde. Yerel balıkçı kooperatiflerini dahil etmek, hem geçimlerini sağlar hem de aşırı avcılığı önler; 2022'de yapılan bir pilot projede, bu yöntemle balık stokları yüzde 25 arttı. Unutmamak lazım, popüler kültürde bile, "Jaws" filmindeki ada gibi yerler, insan müdahalesiyle felakete dönüşür; biz de aynı hataya düşmeyelim. Tavşan Adası'nı korumak, sadece doğayı değil, gelecek nesillerin hatıralarını kurtarır; yoksa, bir zamanlar canlı olan bu ada, anılarda kalacak bir harabeye dönecek.
Ama bu noktada, bazılarının "gelişme şart" diye diretmesine gülesim geliyor; sanki her beton blok, ilerleme demekmiş gibi. Gerçekte, Tavşan Adası'nın kaderi, bizlerin ne kadar dirayetli olduğuna bağlı; yoksa, diğer unutulmuş adalar gibi tarih olur gider.